Üsküdar Belediyesi’nde görevli bir meclis üyesi, yapı ve iskan ruhsatı işlemleriyle ilgili başlatılan soruşturma nedeniyle tutuklandı. Bu durum, 4 yaşındaki kızının annesi olan Amine Cansu Çelik’in yaşadığı travmatik süreçte, adalet mekanizmalarının yetersizliği ve çocukların haklarının korunmasındaki eksiklikler göz önüne serildi. İBB CHP Grup Başkanvekili Ülkü İnanlı, bu olayın çarpıklıklarını ve yaşanan acıyı dile getirerek, hukukun üstünlüğüne olan inancı sorgulattı.
İnanlı, Çelik’in savcı çağrılarına rağmen nezarehanede tutulmasının, delilsiz bir tutuklama olduğunu vurgulayarak, müvekkilinin tahliyesini talep etti. ‘Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?’ sorusunu sorarak, sürecin nasıl bir manipülasyonun parçası olduğunu ima etti. Bu durum, aynı zamanda 4 yaşındaki kızının annesiyle olan bağını da zayıflatmış, çocuğun kimliğini şekillendirme sürecinde derin bir boşluk yaratmıştı. Avukatın tepkisi, sadece müvekkilinin değil, tüm toplumun vicdanını da harekete geçirmeyi amaçlıyordu.
Çelik’in cezaevinde kaldığı süre boyunca, 4 yaşındaki kızıyla olan iletişimde yaşanan kopuş, özellikle dikkat çekiciydi. 11 gün boyunca annesini göremedikten sonra, çocuk ilk başta ‘teyze’ diye sesler kopardu. Bu durum, çocuğun duygusal dünyasında derin bir yara açmış, annesiyle olan bağının ne kadar kırılgan olduğunu göstermişti. İnfaz koruma memurlarının da bu olaydan etkilenerek ağlaması, yaşanan acının boyutunu daha da belirginleştiriyordu. Bu senaryo, bir çocuğun travma karşısında nasıl tepki verebileceğini ve bunun aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyordu.
Avukat İnanlı’nın ‘4 yaşındaki bir çocuğa bu yaşananları nasıl anlatırsın?’ sorusu, hem hukukun hem de vicdanın sınırlarını zorluyordu. Bu olay, adalet sisteminin sadece suçluları değil, aynı zamanda masumiyetlerini ihlal eden mekanizmalarını da eleştirmeye davetiye çıkarıyordu. Çocuğun ‘anne’ diye seslemek ve sonra ‘teyze’ demesi, hem savunmasızlığının hem de yetersiz hukuki desteğin bir göstergesiydi. Bu durum, hukukun evrensel değerlerden uzaklaşarak, çocukların hayatlarını derinden etkileyebileceğinin çarpıcı bir örneğiydi.