Türkiye’nin modernleşme yolculuğundaki ilk adımı olan 1921 Anayasası, Cumhuriyetin temel ilkelerini ve yönetim biçimini belirleyen önemli bir belgeydi. Ancak, bu anayasanın en çok tartışılan yönlerinden biri, “muhtariyet” ifadesinin ne anlama geldiği konusuydu. Bu ifade, anayasanın çeşitli maddelerinde yer alıyordu ve zaman zaman “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu yorumlar, anayasanın temel yapısıyla çelişiyordu. 1921 Anayasası’nın hazırlanmasında, siyasi ve etnik özerkliği savunan kesimlerin görüşleri dikkate alınmış, ancak Cumhuriyeti kuranlar tarafından daha sonra bu yaklaşım reddedilmiştir. Bu durum, günümüzde de ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde yeniden tartışılmaya devam etmektedir.
1921 Anayasası, 23 madde ve 1 ek madde ile oluşturulmuştu. Anayasanın en önemli maddelerinden biri 11. maddeydi. Bu maddeye göre, vilayetler “mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir”. Bu ifade, vilayetlerin yerel yönetimler olarak kendi işlerini yapma özgürlüğüne sahip olduklarını ifade ediyordu. Ancak, bu “muhtariyet” ifadesinin ne anlama geldiği konusunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı çevreler, bu ifadeyi siyasi veya etnik özerklik olarak yorumlamışlardır. Bu yorumlar, anayasanın temel yapısıyla çelişiyordu. Çünkü 1921 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ünitarya devleti olduğunu ve bölünmez bütünlüğünü korumayı amaçladığını belirtiyordu. Bu nedenle, anayasanın “muhtariyet” ifadesi, yerel yönetimlerin kendi işlerini yapma özgürlüğünü ifade etmek için kullanılmıştır.
Anayasanın 12. ve 13. maddelerinde ise vilayet şuralarının nasıl oluşturulacağı ve seçileceği belirtilmişti. Bu şuralar, vilayetlerin halkı tarafından seçilerek oluşturulmuş ve vilayetlerin işlerini yapma konusunda TBMM’ye danışmanlık yapmaktaydılar. Ayrıca, anayasanın 15. maddesinde, nahiyelerin (bölüklerin) “hususi hayatında muhtariyeti haiz bir manevi şahsiyeti” olduğu belirtiliyordu. Bu da, nahiyelerin kendi işlerini yapma özgürlüğüne sahip olduklarını ifade ediyordu. Ancak, bu “muhtariyet” de sadece nahiyeler için geçerli değildi. Aynı zamanda, tüm ülkeye yöneliktir. Çünkü anayasanın 11. maddesinde, vilayetlerin hangi işleri yapabileceği açıkça belirtilmişti. Bu işler, “düzenlenmesi ve yönetimi ‘vilayet şuralarına’ bırakılan” ve “Hükümetin önerisi üzerine TBMM’de çıkarılacak yasalar gereğince” ele alınabilen işlerdir.