Muğla’nın Milas ilçesinde, termik santrallere kömür sağlanması amacıyla hızla sonuçlandırılan bir kamulaştırma sürecine karşı açılan davalar, bugün Danıştay 6. Dairesi’nde önemli bir dönüm noktasını işaret edecek. 200 parsele ait bu süreç, köylülerin yaşamlarını ve topraklarını tehdit etmesi nedeniyle adalet arayışlarının merkezinde yer alıyor. Danıştay’ın daha önceki yürütmeyi durdurma kararı, sürecin karmaşıklığını ve enerji politikalarındaki tartışmaları gözler önüne seriyor. Kamulaştırmanın gerekçesi olarak sunulan ‘enerji arzı ve ekonomik ihtiyaç’ argümanları, köylülerin ‘acele’ ve ‘kamu yararı’ iddialarına karşı itirazlarını güçlendiriyor.
Duruşmanın en dikkat çekici noktalarından biri, köylülerin bu süreç karşısında ortaya koyduğu toplumsal dayanışma ve direniş anlayışı. Cemal Süreya Parkı’nda kurulacak ‘Köylü Kürsüsü’ etkinliği, sadece hukuki bir mücadeleyi değil, aynı zamanda köylülerin sesini duyurma ve kamuoyunu bilgilendirme çabası olarak da değerlendiriliyor. Avukat Arif Ali Cangı’nın ifadeleri, bu direnişin önemini vurgularken, acele kamulaştırmanın ekoloji hareketindeki potansiyel etkilerini de öngörüyor. ‘Kömür için köylerden, zeytinliklerden, sudan ve yaşamdan vazgeçilemez’ çağrısı, sadece hukuki bir argümanı değil, aynı zamanda temel değerlere ve sürdürülebilirliğe vurgu yapıyor.
Bu davaların, sadece Milas’ta değil, tüm Türkiye’de acele kamulaştırma uygulamalarına karşı bir uyarı niteliğinde olduğu düşünülüyor. Davanın iptali, ‘ne yaparsanız yapın sonuçta yine amaca ulaşılır’ mesajını veren bir ekolojik kazanım olarak görülüyor. Bu durum, özellikle Akbelen direnişi gibi önemli direniş alanlarında yaşanan benzer süreçlere ışık tutacak ve ekoloji hareketinin gücünü bir kez daha gösterecektir. Ayrıca, TMMOB’un Elektrik ve Makine Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan raporlar, enerji arz güvenliği iddialarının aslında yanıltıcı olduğunu ve termik santralleri tamamen kapatmanın bile Türkiye’nin enerji politikası üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabileceğini gösteriyor.
Raporlarda ayrıca, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) Akbelen’in su kaynağı olduğu ve bu suyun bölgenin su ihtiyacını karşıladığına dair yaptığı önemli bir uyarı yer alıyor. Bu durum, kamulaştırmanın ‘kamu yararı’ olarak sunulduğu iddialarının gerçeklikle bağdaşmadığını açıkça ortaya koyuyor. COP31’de Türkiye’yi temsil eden bakan Murat Kurum’un da bu davalarda yer alması, sürecin uluslararası arenada ne kadar önemli bir sınav olduğunu gösteriyor. Bu dava, Türkiye’nin çevre politikaları ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından kritik bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor.