Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel arenada daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. İklim Ağı’nın düzenlediği, COP31 öncesi beklentileri paylaştığı toplantıda, ülkenin enerji dönüşümündeki öncelikleri ve adil geçiş yol haritası tartışılırken, fosil yakıtlardan çıkış konusundaki stratejik hamleler ön plana çıktı. Bu dönüşüm, yalnızca enerji politikalarını değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal yapının da yeniden şekillenmesine zemin hazırlayacak önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Toplantıda vurgulanan en kritik nokta, Türkiye’nin COP31 başkanlığı görevini üstlenerek, küresel ölçekte fosil yakıtlardan çıkış gündemini hızlandıracak bir liderlik sergileme potansiyeline sahip olmasıydı. Ancak bu hedefe ulaşmak için, enerji politikalarının, sivil toplumun katılımını sağlayacak mekanizmalarla ve adil geçiş ilkeleriyle uyumlu olması şart. Özellikle, Çanakkale’de planlanan yeni termik santral projeleri ve Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne ek ünitelerin, iklim hedeflerine uygun olup olmadığı büyük bir tartışma konusu haline geldi.
Söz konusu projelerin, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını artırma, hava kirliliğini tetiklemesi ve tarım, balıkçılık ve turizm gibi sektörler üzerinde olumsuz etkileri potansiyeli, katılımcılar tarafından dikkatlice değerlendirildi. Marmara Denizi ve Akdeniz foklarının yaşam alanlarına zarar verebilecek, saatte 152 bin 500 m³ sıcak su deşarjı gibi çevresel riskler de toplantıda özellikle vurgulandı. Uzmanlar, COP31 Başkanı’nın 2035 yılına kadar küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payını %35’e çıkarma hedefinin, Türkiye için önemli bir fırsat sunduğunu belirtirken, bu hedefe ulaşmak için yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve enerji depolama gibi çözümlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.