Cumhuriyet’in köşelerinde yer bulan ve hayatının sonuna yaklaşan Şükran Soner’in trajik hikayesi, ölümünden sonra gün yüzüne çıkarıldı. 1 Eylül 2026’da hayatını kaybeden Soner’in başına gelenler, yaşlılıkta maruz kalınan dolandırıcılık türünün acı bir örneği olarak dikkat çekiyor. Bu olay, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte artan ve hedefe yönelik olarak yürütülen sinsi operasyonların ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.
SÖZCÜ TV programcısı Barış Terkoğlu’nun anlatımında, Şükran Soner’in yaşadığı olaylar, bir cinayet gibi karmaşık bir ağına örülmüş. Kardeşinin, eşinin ve oğlu devrim’in ani vefatları, Şükran Abla’nın hayatına daha fazla acı ve belirsizlik getirmiş. Yaşlılığın getirdiği hafıza zayıflığı, onu dolandırıcıların eline kolay hedeflerinden biri yapmış. Terkoğlu, bu skandalın detaylarını anlatırken, yaşlıların artan güvenlik bilincinin ve teknolojinin kullanımındaki basitleşmenin, dolandırıcılar için bir avantaj yarattığını vurguluyor. İnsanların yaşlanmasıyla birlikte, zihinsel süreçlerin yavaşlaması, onları manipülasyona açık hale getirebileceğini belirtiyor.
Skandalın özünde, 79 yaşındaki Şükran Soner’in 27 Nisan 2025’te aldığı telefon bulunuyor. Kendisini “Komiser Murat” olarak tanıtan bir dolandırıcı, kişisel bilgilerini alıyor ve bankadan para çekmesini istiyor. Şükran Abla, dolandırıcının kimliğine inanmayı başarıyor ve talep ettiği gibi bankaya giderek parayı çekiyor. Ancak, bankadan çıkarken çantasındaki iki anahtarını fark ediyor ve durumu hemen bildiriyor. Dolandırıcılar, anahtarları iade edeceğinize dair söz veriyorlar, ancak kısa sürede evini satışa çıkartıp, tapu işlemlerini manipüle etmeye başlıyorlar. Emlakçılar aracılığıyla ev, hızla 4.900.000 TL’ye satılıyor. Şükran Soner, evinin satışından elde ettiği parayı hesabına aktatıyor, ancak dolandırıcılar bu parayı farklı bankalara aktarmak için IBAN'lar kullanıyor ve transfer açıklamalarına “arsa” gibi ifadeler yazarak parayı buharlaştırıyor.
Bu karmaşık operasyonun ardından Şükran Soner, yaşadığı büyük hayal kırıklığıyla gazetecilere başvuruyor. Ancak, bir yıl boyunca yapılan tüm girişimler sonuçsuz kalıyor. Yakalanan ve tutuklanan dolandırıcı sayısı sıfır, aradan geçen 16 ayda dosya hala açıkta kalmış ve Şükran Soner, bu süreçte büyük sıkıntılar yaşamaya devam etmiş. Bu olay, yaşlıların dolandırıcılıklara karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini ve bu tür durumlar karşısında derhal yetkililere başvurmaları gerektiğini bir kez daha kanıtlıyor. Olay, teknolojinin gelişimiyle birlikte, güvenlik bilincinin artırılması ve dolandırıcılıkla mücadeledeki yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.