İran hükümeti, uzun süren gerilimin tırmanışını yavaşlatma hedefiyle ABD’nin sunduğu son teklifi detaylı bir şekilde değerlendirdi. Pakistan aracılığıyla iletilen yanıt, Tahran’ın uluslararası arenadaki çıkarlarını koruma stratejisinin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Bu yeni yaklaşım, müzakerelerde daha esnek bir pozisyon sergileme ve çözüm arayışlarını derinleştirme çabasını işaret ediyor.
Tahran’ın cevabında, öncelikli olarak Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilerin geçişine yönelik kademeli bir açılım talep edilmesi dikkat çekiyor. Bu adım, bölgedeki enerji koridoru üzerindeki kontrolü yeniden sağlamayı ve ekonomik çıkarlarını desteklemeyi amaçlıyor. Ayrıca, ABD’nin uzun süredir İran’a dayattığı nükleer tesislerin sökülmesi talebi reddedilmiş, bunun yerine uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin belirli koşullar altında devam etmesinin savunulduğu görülüyor.
İran, uranyum stoklarının bir kısmının seyreltilmesini ve kalan miktarının güvenilir bir üçüncü ülke tarafından alınmasını kabul ederken, bu transferin başarısızlık durumunda iade garantisiyle desteklenmesini talep etti. Bu, İran’ın nükleer programını tamamen sonlandırma konusundaki isteksizliğini gösterirken, aynı zamanda uluslararası toplumun endişelerini gidermeye yönelik bir adım olarak da değerlendirilebilir. Bu noktada, müzakerelerin uzaması ve daha fazla detaya inilmesi gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
Taraflar arasında, müzakerelerin ilerlemesi için 30 günlük bir ‘saldırmazlık dönemi’ ve ardından ek 30 günlük bir müzakere takvimi oluşturulması önerildi. Bu, tarafların birbirlerine güven oluşturmaları ve daha somut çözümler bulmaları için bir fırsat sunuyor. Ancak, her iki tarafın da tutumları ve hedefleri göz önüne alındığında, bu sürecin kolay bir şekilde tamamlanması beklenmiyor. Bölgedeki istikrar ve uluslararası güvenlik için kritik öneme sahip bu diyalog, hassasiyet ve uzlaşma gerektiren bir süreç olarak devam edecek gibi görünüyor.