Türkiye'nin tartışma yararında olan yapımı Kurtlar Vadisi Pusu, ölümünden sonra ortaya çıkan iddialarla bir kez daha mercek altına alındı. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma, dizinin olay örgüsüyle Kaşif Kozinoğlu'nun 2011'deki trajik ölümü arasındaki çarpıcı benzerliklere dikkat çekiyor. Bu iddialar, dizinin yaratıcı ekibinin, Kozinoğlu'nun ölümü hakkında önceden bilgi sahibi olup olmadığını sorgulamaya yol açıyor.
Soruşturmanın merkezinde, dizinin 136. bölümünde (10 Kasım 2011) yayınlanan “Kazım Kaşifoğlu” karakteri yer alıyor. Bu karakter, izleyicilere ‘Azrail’in benim, seni ben öldüreceğim’ diyerek ölüm tehdidi savuran bir hücrebaşı figürü olarak sunulmuştu. Birkaç gün sonra, gerçek hayatın Kaşif Kozinoğlu'nun aynı şekilde Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybettiği ortaya çıkmıştı. Bu durum, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturmasını başlatmasının temelinde yatan iddiayı güçlendirmiş oldu.
Deliller arasında, dizinin 139. bölümünde Kozinoğlu’nun koluna şırıngayla hava enjekte edilerek öldürüldüğü sahnesi de yer alıyor. Bu sahne, soruşturmacılar tarafından, Kozinoğlu’nun ölümünün planlanmış ve organize bir eylem olduğunu gösteren bir ipucu olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, dizinin 79. bölümünde kullanılan bir aracın plakası (“FG” harfleri ve “7061” rakamları) da büyük bir dikkat çekiciliğe sahip. Plakanın, 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle ilgili FETÖ bağlantılarını işaret ettiği iddiaları, soruşturmanın daha da karmaşık hale gelmesine neden oldu. Bu iddia, dizinin senaristlerinin darbe girişiminin detaylarını önceden bildiği ve bunları dizinin olay örgüsüne entegre ettiği şüphesini akla getiriyor.
Soruşturma, sadece olay örgüsündeki benzerliklerle sınırlı kalmıyor. Dizinin yaratıcı ekibinin, Acun Ilıcalı’nın gençlik yıllarındaki hayalleri ve kariyeri hakkında da iddialarda bulunduğu ortaya çıktı. Ilıcalı'nın, Bağdat Caddesi'nde kot pantolon satarken Premier League'in en güçlü ekiplerine kök söktüreceğini hayal ettiği, bu hayalleri gerçekleştirmek için yoğun çaba gösterdiği ve travmatik deneyimler yaşadığı iddiaları, Ilıcalı'nın kişisel yaşamını da dizinin içine çekiyor. Bu durum, dizinin sadece bir suç ve gerilim türü yapımı olmadığını, aynı zamanda bireysel hikayelerin ve hayallerin de yansıtıldığı bir metafor olarak da yorumlanmasına yol açıyor.