Türkiye’nin siyasi tarihinde, 12 Eylül 1980 darbesi, demokratik kurumların ve hukukun askıya alınmasıyla hatırlanır. Bu olay, sadece askeri bir müdahale olarak değil, aynı zamanda anayasal düzenin fiilen ortadan kaldırılması ve temel hakların kısıtlanması şeklinde de değerlendirilmelidir. Darbe, yalnızca tankların sokaklarda ilerlemesi veya silahların konuşmasıyla tanımlanamaz; esas mesele, hukukun ve demokratik düzenin fiilen devre dışı bırakılmasıdır.

Darbe, genellikle askeri bir güç tarafından gerçekleştirilen, anayasal düzeni ortadan kaldıran ve siyasi faaliyetleri yasaklayan bir müdahaledir. Ancak, darbe kavramı, yalnızca askeri bir güç tarafından değil, aynı zamanda sivil bir otoritenin, hukuk düzenini etkisizleştiren yöntemlerle de gerçekleştirilebilir. Bu durumda, ‘sivil darbe’ terimi kullanılır. Sivil darbe, hukukun askıya alınması, seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması ve demokratik süreçlerin engellenmesi gibi eylemlerle ortaya çıkar.

Üsküdar belediye başkanı Sinem Dedetaş vakası, sivil darbenin ne anlama geldiğini somut bir örnek olarak sunmaktadır. Seçilmiş bir yönetimin, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı bir şekilde görevden uzaklaştırılması, demokrasinin temel kurallarının ihlali anlamına gelir. Bu tür olaylar, hukukun ve demokratik düzenin sistematik bir şekilde devre dışı bırakılmasına yol açabilir. Bu nedenle, hukuka aykırı işlemlerin tekil bir olay olarak değerlendirilmesi yeterli değildir; aynı zamanda, hukukun ve demokratik düzenin zayıflamasına neden olan siyasal yöntemler de dikkate alınmalıdır.