Türkiye ekonomisinin kalbi olan sanayi, son yıllarda önemli bir gerileme yaşamıştı. Milli gelir içindeki payı düşüş gösterirken, büyüme hedeflerine ulaşmakta zorlanıyordu. Bu durumun temelinde yatan faktörler, küresel rekabetin artması, teknolojik dönüşüme ayak uyduramama ve enflasyonla mücadelede yapısal reformların ihmal edilmesi gibi sorunlardı. Sanayisizleşme olarak adlandırılan bu tablo, ülkenin uzun vadeli rekabet gücünü tehdit ediyordu.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, bu kritik noktayı vurgulayarak, sanayi stratejilerinin minimum 10 ila 15 yıllık bir zaman dilimi içinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Diren’in yaklaşımı, sadece kısa vadeli çözümlerle değil, aynı zamanda uzun vadeli stratejik vizyonun da önemine işaret ediyordu. Ağacın meyve vermesi ve gölge yapması gibi, sanayi de yatırımın karşılığını zamanla vermeli, sürdürülebilir bir büyüme potansiyeli sunmalıydı. Bu stratejinin, günümüzün ihtiyaçlarını ve geleceğin öngörülerini dikkate alarak, teknolojik yenilikler, sektör hedefleri ve rekabet stratejileri gibi konularda net hedefler belirlemesi gerekiyordu.

Diren, yeni sanayi stratejisinin, kamu ve özel sektör arasında ortak bir zeminde, istişarelerle ve şeffaflıkla oluşturulması gerektiğini belirterek, tüm kesimlerin bu planları içselleştirmesi ve uygulaması gerektiğinin altını çizdi. Özellikle lokomotif sektörler ve net ihracatçı sektörler gibi kritik alanlara odaklanılması, destek mekanizmalarının stratejik olarak konumlandırılması ve kamu-özel sektör koordinasyonunun sağlanması öncelikli hale gelmeliydi. Bu yaklaşım, sanayinin öngörülebilir bir ortamda plan yapma kapasitesini yeniden kazanmasını sağlayacaktı.

Ekonomik istikrarın sağlanması ve sanayi sektörünün yeniden canlanması için, dezenflasyon programının korunması ve üretim-ihracat-dönüşüm yatırımları için seçici, hedefli ve şeffaf finansman desteği sağlanması şarttı. Bu destek, sanayiye kısa vadede nefes aldıracak, ardından yapısal dönüşüm adımlarının atılmasını sağlayacaktı. Ancak, küresel rekabette geride kalmamak için, teknolojik dönüşüme hızla uyum sağlanması ve yapısal reformların erken ve etkili bir şekilde uygulanması gerekiyordu. Yüksek enflasyonist dönemlerde gelir dağılımındaki adaletsizliklerin de düzeltilmesi, kalkınma ve adil gelir dağılımı ilkelerinin öncelikli olarak benimsenmesi ve politika yapıcılar tarafından dikkate alınması önemliydi.