Kütleler arasında bir uyarı yankılanıyor! Türkiye’nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı, geçmişte yaşanan yıkımların ve gelecekteki potansiyel tehlikelerin bir aynası olarak duruyor. Nepal’deki acı tablo, uzmanların Ağrı Dağı’ndaki buzulların hızla küçülmesini ve bu durumun benzer felaketlere zemin hazırlaması ihtimalini gözler önüne seriyor.
Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden Prof. Dr. Faruk Kaya’nın açıklamaları, Ağrı Dağı’nın sadece bir dağ olmadığını, aynı zamanda jeolojik bir hafızanın ve insan tarihindeki bir dönüm noktasının da temsilcisi olduğunu gösteriyor. 1900’lü yılların başında 15 kilometre kareye ulaşan buzul alanı, günümüzde uydu verileriyle yaklaşık 5 kilometre kareye düşmüş durumda. Bu azalma, vadilerin derinleşmesi ve buz yalaklarının uzaması gibi dramatik değişikliklere yol açmış; 3 bin 600 metrelere kadar inen vadiler, günümüzde neredeyse 4 bin 900 metreye yükselmiş. Bu, doğanın gücünün ve insan hayatının ne kadar kırılgan olabileceğine dair çarpıcı bir kanıt.
1840 yılında yaşanan ve ‘Cehennem Deresi’ olarak bilinen Ahura Vadisi felaketi, Ağrı Dağı’nın en karanlık anılarından biri. Bin 300 ile bin 700 arasında can kaybının yaşandığı bu olay, deprem ve volkanik aktiviteyle tetiklenen hızlı kar-buz erimesi sonucu oluşan devasa çamur akıntısıyla sonuçlanmıştı. O dönemde, 8’inci yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip Ahura köyü, bu felaketin ardından yeniden kurulmuş ve günümüzde Yenidoğan adıyla yaşamaya devam ediyor. Köyün hikayesi, sadece jeolojik bir olayın değil, aynı zamanda bu toprakların insanlarının afetlerle iç içe geçmiş kültürel hafızasının da bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor.