Türkiye’nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı, jeolojik tarih boyunca benzeri olaylarla şekillenmiş ve bugün de küresel iklim değişikliklerinin etkileriyle karşı karşıya. Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nden yaptığı açıklamalarla, dağdaki buzulların giderek azalması ve bu durumun getireceği potansiyel riskler hakkında önemli bilgiler paylaştı. Kaya, Nepal’deki felaketin ardından Ağrı Dağı’na yönelik uyarılarını, geçmişteki travmatik olaylarla birlikte güncel bilimsel verilerle somutlaştırdı.
1840 yılında yaşanan ve ‘Cehennem Deresi’ olarak bilinen Ahura Vadisi’nde meydana gelen büyük sel felaketi, Türkiye’nin buzul kaynaklı afet tarihindeki en bilinen örneklerden biri. Olay, 2019’da yayımlanan bir araştırmaya göre, deprem ve olası volkanik aktivite nedeniyle oluşan kar-buz erimesinin, devasa bir çamur akıntısına dönüşmesiyle gerçekleşmişti. Köklü bir geçmişe sahip Ahura köyü, bu felaketin ardından yeniden kurulmuş, ancak vadideki dengenin hala tam olarak oturmadığı gerçeği, bölge halkı için sürekli bir kaygısızlık kaynağı olmaya devam ediyor. 2021’de yaşanan benzer bir çamur heyelanı ve 2026’da meydana gelen çamurlu sel, vadinin ‘sessiz’ bir şekilde hareket etmeye devam ettiğini açıkça gösteriyordu. Bu olaylar, sadece yerel afetler olarak değil, aynı zamanda jeolojik bir dengenin bozulmasının erken uyarı işaretleri olarak da yorumlanmalı.
Günümüzde yapılan uydu ölçümleri, Ağrı Dağı’nın zirvesini kaplayan takke buzunun da küresel ısınmanın etkilerini yaşadığını gösteriyor. 1900’lü yılların başında 15 kilometre kareyi kaplayan bu buz alanının, günümüzde 5 kilometre kareye gerilediği belirtiliyor. Bu durum, buzulların zayıflaması, erimesi ve 1921 ve 1926 yıllarında yaşanan kısa süreli hareketlilerin, daha büyük bir tehlikeye dönüşebileceği ihtimalini akla getiriyor. Kaya, bu türden bir felaketin yaşanması durumunda, özellikle vadilerdeki ve dağ yamaçlarındaki yerleşim yerlerinin tahliyesi gibi acil önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı. Bu kapsamda, Ağrı Dağı, Cilo Dağları ve Kaçkarlar gibi buzullarla kaplı dağların düzenli olarak uydularla izlenmesi, veri toplama ve raporlama sistemlerinin kurulması büyük önem taşıyor.