Türkiye'nin zirvesi Ağrı Dağı, sadece coğrafi bir özellik olarak değil, aynı zamanda unutulmamalı bir afet tarihi taşıyor. Uzmanlar, Nepal'deki yıkıcı sel felaketinin ardından, Ağrı Dağı'nda benzer bir olay yaşanmasının potansiyel bir uyarı niteliğinde olduğunu vurguluyor. Coğrafya Bilimleri alanındaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı'nın buzullarının hızla küçüldüğünü ve bu durumun geçmişte yaşanan felaketlerin yeniden yaşanma ihtimalini gösterdiğini belirtiyor.
1840 yılında, Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu yamlarına uzanan Ahura Vadisi'nde (günümüzde Yenidoğan olarak bilinen) yaşanan yıkıcı sel felaketi, Türkiye'nin buzul kaynaklı afet tarihindeki en bilinen olaylardan biri olarak kayıtlarda yer alıyor. Bu felakette, 1300 ile 1700 arasında değişen bir can kaybı yaşanmış, 8'inci yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip Ahura köyü büyük bir yıkıma uğramıştı. Olayın nedenleri tam olarak aydınlatılamamış olsa da, bilim insanları farklı teoriler öne sürdüyor. Bazı araştırmalar, deprem ve volkanik aktivitenin tetiklediği hızlı kar-buz erimesinin büyük bir çamur akıntısına dönüşerek bu felaketi tetiklediğini savunurken, diğerleri kaya-buz kütlesinin vadi boyunca ilerlemesini vurguluyor.
Ancak Ağrı Dağı'nın felaket tarihi sadece 1840'a dayanmıyor. 2021 yılının Haziran ayında aynı vadide, benzer bir buzul kaynaklı çamur-heyelan akıntısı yaşandı. 2026 yılı Temmuz'unda ise, Ağrı Dağı'ndaki buzul erimesi sonucu meydana gelen çamurlu sel, bölgede taşkınlara ve hasara neden oldu. Bu olaylar, Ağrı Dağı'nın dengesinin tam olarak kurulmadığını ve zirvedeki buz kütlesinin hala bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Uzmanlar, benzer felaketlerin tekrarlama ihtimalini göz ardı etmemeleri gerektiğini ve bu nedenle buzulun sürekli olarak izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Günümüzde, uydu verileri ve yapılan araştırmalar, Ağrı Dağı'nın zirvesini kaplayan takke buzulunun da küresel ısınmanın etkilerine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Buzul alanı, 1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekare olan yüzey alanından günümüzde 5 kilometre kareye düşmüş durumda. Bu durum, bölgedeki iklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığını ve benzer felaketlerin gelecekte de yaşanma olasılığını yüksek gösteriyor. Ağrı Dağı'nın geleceği, sadece buzulun erimesiyle değil, aynı zamanda insan faaliyetlerinin ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle şekillenecek.”}p>p>p>p>