Üsküdar'ın ruhu, tarih boyunca farklı akımlarla şekillenmiş, dinamik bir yapı sunar. 2024'teki belediye seçimleri, bu uzun ve karmaşık sürecin bir dönüm noktası olarak tarihe geçti. Ancak bu geçiş, beklenmedik ve sert hamlelerle, seçmenin iradesini sorgulayan bir atmosferin habercisi oldu. Seçimlerde 401 bin 184 seçmen oy kullanırken, Sinem Dedetaş’ın yüzde 49.9’luk oy oranıyla başkanlık koltuğuna oturması, ilk bakışta bir zafer gibi görünse de, ardında birçok soru işareti bıraktı.

Seçim sonuçları, Üsküdar’ın sosyolojik yapısıyla ve siyasi geçmişiyle çelişiyordu. Muhafazakar kesimlerin uzun yıllardır belirlediği imaj, Sinem Dedetaş’ın yükselişiyle sarsıldı. Peyami Safa’nın Fatih Harbiyesi’ndeki Fatih’in rolüne benzer şekilde, Üsküdar’a da Anadolu Yakası’nda bir ideoloji olarak biçilen imaj, Dedetaş’ın liderliğinde değişmeye başladı. Ancak bu değişim, kısa süreli kalmadı. AKP’nin 2004’teki yerel seçimlerdeki başarısızlığı, daha sonraki yıllarda CHP’nin kademeli yükselişiyle tersine döndü. Dedetaş’ın önceki seçimdeki kayıp sonucu, o dönemdeki seçimin bir tesadüf olmadığını, Üsküdar’ın seçmeninin belirli bir sosyolojiyi taşıdığını gösteriyordu.

Ancak bu durum, beklenmedik bir şekilde değişti. Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanması, meclis üyelerinin gözaltına alınması ve partililerin ideolojik tercihlerini değiştirmesi, Üsküdar’da bir şaşkınlık ve şaşırma yarattı. AKP, bu süreçte seçimi değil seçmenin iradesini teslim alarak aldığı sonucu “demokrasi zaferi” olarak duyurdu. Bu durum, hukuki süreçlerin ve siyasi manipülasyonun bir araya geldiği bir senaryo oluşturdu. Seçimlerin özgür irade mi yoksa zorlama mı olduğunu sorgulayan bir tartışma başladı.

Bu gelişmelerin ardından, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, olayın ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmak için harekete geçti. Sözcü TV’de verdiği ifade sırasında, savcılığa verdiği dosyayı paylaştı. Ayhan Aydın gibi birçok meclis üyesi, tutuklamalarla tehdit edilerek baskı altında çalıştırıldı. Aydın, ailesinin durumunu gerekçe göstererek baskıya boyun eğmek zorunda kaldığını belirterek, bu durumun kendisini derinden etkilediğini ifade etti. Bu telefon görüşmelerinde, “Beni tutuklama ile tehdit ettiler, tutuklandığım takdirde benim engelli eşim ve çocuğuma kim bakacak” gibi ifadeler kullanıldı. Bu iddialar, siyasi baskı ve hukuki süreçlerin karanlık yüzünü gözler önüne serdi. Ahmet Başbaydar meselesi ise bu iddiaları daha da derinleştirdi; Başbaydar’ın oğlu örgüt üyeliği nedeniyle ceza alması ve İngiltere’den Türkiye’ye dönememesi, olayın karmaşıklığını artırdı. Bu olay, Üsküdar’ın siyasi dengelerini sarsarak, yerel yönetimdeki süreçleri tamamen değiştirdi.”}p>