Türkiye siyasetinin renkli ve etkili isimlerinden Ahmet Güryüz Ketenci'nin kaybı, bir jöntürk efsanesinin sessizleştiği anlamına geliyor. CHP'nin İstanbul kademelerinde uzun yıllar görev yapmış, milletvekili olarak meclis çatısı altında mücadele vermiş bu düşünür, sadece bir parti yöneticisi değil, aynı zamanda genç siyasetçilere ilham kaynağı olmuş bir figürdü. Onun hikayesi, sadece bir bireyin hayatının değil, aynı zamanda dönemin siyasi atmosferinin ve Türkiye'nin içsel çatışmalarının da yansımasıdır.
1960'lı yıllarda öğrenci hareketlerinin öncülerinden biri olarak öne çıkmış, Madanoğlu davası gibi travmatik deneyimler yaşamış bir isim olan Ketenci, Bakırköy İlçe Örgütü'ndeki ilk toplantılarda, karizmatik konuşmaları ve etkileyici üslubuyla hemen dikkat çekmişti. Karadeniz aksanıyla Türkçeyi kusarken, zengin bir kültürel birikimi ve edebiyata olan tutkusuyla genç siyasetçilere ilham vermiş, onların düşünce dünyalarını şekillendirmişti. Kitaplara olan düşkünlüğü, farklı ideolojileri temsil eden eserleri okuyarak, eleştirel düşünmeyi ve farklı bakış açılarını anlamayı teşvik ediyordu.
Ketenci'nin siyaset anlayışı, sadece bir unvan elde etmekten ibaret değildi. Onun görevi, temsil ettiği halkın sesi olmalı, görevini yerine getirirken etik değerlere bağlı kalmalı ve hatta gerektiğinde bedel ödemeye hazır olmalıydı. Bakırköy meydanında bir kış günü sigara içarken gençlik kolları başkanına verdiği o kısa ama anlamlı nasihat, siyasetçinin davranışlarının sözlerden daha önemli olduğunu vurgulayan bir dersi içeriyordu. “Evladım, sen artık gençlik kolları başkanısın. Öyle ulu orta sigara içemezsin. Davranışlarına dikkat etmelisin” diyerek, Ketenci, siyasetçinin günlük yaşamında da bir rol model olmasının önemine dikkat çekmişti.
Ahmet Güryüz Ketenci, Türkiye siyasetinin çürüme ve sosyal demokrat hareketin parçalanması gibi sorunlarının etkisiyle hak ettiği yere gelememiş, belki de kendi kuşağının trajedisi budur. Onun siyasi yolculuğu, “eylemli bir uğraş” ilkesiyle özetlenebilir: Siyaset sadece konuşmak, yorumlamak veya pozisyon almak değil, gerektiğinde bedel ödemeyi, risk almayı ve cesaret göstermeyi gerektiriyordu. 2000’ler Türkiye’sinin yozlaşmış siyaset ve medya ortamına dair bir gözlemci olarak, Ketenci, hürriyet için mücadele eden bir Jöntürke benziyordu. Onun hikayesi, siyasi tarihimizde önemli bir boşluğu dolduruyor ve gelecek nesillere ilham vermeye devam edecek.”}p>