Türkiye’nin yerel yönetimlerinde son seçimlerin ardından yaşanan hızlı ve ani değişimler, sivil toplumun ve siyasi analistlerin dikkatini çekiyor. AKP saflarına katılan belediye başkanlarının sayısı, İstanbul başta olmak üzere birçok ilde seçim sonuçlarının sorgulanmasına neden oldu. Dokuz ilçe belediye başkanının CHP’den AKP’ye geçişi, 15 belediye başkanının görevden uzaklaştırılması ve özellikle Esenyurt ve Şişli gibi büyük ilçelerde uzun süredir kayyım yönetiminin devam etmesi, seçimlerin ardından ortaya çıkan belirsizliğin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Seçimlerde oy verme süreçleri ve sonuçların ardından yaşanan bu hızlı değişimler, yalnızca hukuki ve siyasi açıdan değil, aynı zamanda dini ve ahlaki açıdan da tartışma yaratıyor. Cumhuriyet’e konuyla ilgili görüşlerini aktaran emekli müftü Gani Aşık ve ilahiyatçı-yazar İsrafil Balcı, bu durumun seçilmiş yöneticilerin görev sürelerinin sonuna kadar partilerinde kalması gerektiğini savunuyor. Aşık, seçilmiş bir yönetimin emanete ihanet etmesi ve seçmenleri siyasi olarak dolandırması anlamına geldiğini vurgularken, Balcı ise bu tür süreçlerin dinen kabul edilemez olduğunu belirtiyor.

İsrafil Balcı, bir siyasetçinin baskı, şantaj veya tehdit yoluyla iradesi dışında karar almaya zorlanmasının dinen meşru olmadığını vurguluyor. Özellikle kamu adına yetkiyi elinde bulunduran güç veya idare tarafından yapılan bu tür zorlamalar, bireyin temel haklarını ihlal etmek anlamına gelir. Balcı, yurttaşın verdiği temsil yetkisinin baskı veya vaatlerle değiştirilmesinin, hem “kul hakkı” hem de “kamu hakkı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca, kamu gücünün veya yargının siyasi dengeleri değiştirmek amacıyla kullanılması, İslami adalet anlayışıyla çelişmektedir. Yargının yaptırım aracına dönüştürülmesi ve bu yolla siyasi rant sağlanması, hem dinen hem de hukuken görevi kötüye kullanmak anlamına gelmektedir.

<

Oylama öncesinde kişilerin otelde gözaltında tutulduğu ve baskı altında tutulduğu iddiaları, sürecin şüpheliliğini artırmıştır. Böyle bir ortamda alınan kararların dini açıdan geçerli sayılamayacağını vurgulayan Balcı, bu tür uygulamaların “hukuk cinayeti” olduğunu ve yargının siyasallaşmasının bir göstergesi olduğunu belirtiyor. Soruşturmaların kapatılması veya menfaat karşılığında taraf değiştirilmesi ihtimaline ilişkin Balcı’nın değerlendirmesi ise net: “Bu, düpedüz rüşvettir ve elde edilen makam asla helal olamaz. Bu şartlarda görevlendirilen kişi de onu bu göreve getirenler de, şeklen bunun zemini oluşturanlar, her kim varsa hepsi dinen vebal altındadır.”