25 yılın soluk esintisiyle, 11 Eylül 2001'in sadece bir terör eylemi olarak tarihe geçmemesi, küresel arenada yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul görmüş durumda. O sabah, dünyanın nabzı durmuş, ancak zamanla bu duraklama, küresel sistemde sarsıcı değişimlere yol açarak yeni bir çağın kapısını aralamıştı. Bu dönemin izlerini, ekonomiden jeopolitiğe, teknolojiden ekolojiye uzanan geniş bir perspektiften değerlendirmek gerekiyor.

O dönemde ABD, “terörle mücadele” söylemiyle Afganistan ve Irak’a müdahalede bulunarak, küresel güç kimliğini pekiştirmeye çalışıyordu. Ancak bu müdahale, savaşın maliyetini borçlanarak karşılanmasıyla, uzun vadede ciddi ekonomik sorunlara yol açtı. Vietnam Savaşı’ndan farklı olarak, bu savaşta toplumun tamamı seferber edilmedi, harcamalar borçla finanse edildi. Bu durum, ABD kamu borcunu artırmanın yanı sıra, ekonomik büyümeyi de olumsuz etkiledi. 2010’lara gelindiğinde, sadece Irak ve Afganistan savaşlarının ABD kamu borcuna yaklaşık 1.3 trilyon dolar eklediği hesaplanıyordu. Bu, savaşların sadece birer travma değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de derinden etkileyen bir dönüm noktası olduğunu gösteriyordu.

Savaş harcamaları, Bush döneminde uygulanan vergi indirimleriyle birlikte, ABD ekonomisinin borç ve finansallaşma düzenini daha da genişletti. Irak savaşının ekonomik maliyetinin 2006’da 1 trilyon doları aşabileceği tahmin ediliyordu. Bu durum, borçlanmanın uzun vadeli faizleri de artırmış ve finansal sistemin kırılganlığını ortaya çıkarmıştı. Aynı zamanda, Çin ve diğer ülkelerin dolar rezervlerini ABD Hazine tahvillerine akıtması, Amerikan finans sisteminin küresel sermayeyi emmesine ve kredi genişlemesinin hızlanmasına neden olmuştu. Bu durum, jeopolitik güç ile finansal genişlemenin birbirini besleyen bir ilişkiyi doğurmuş, küresel sistemin karmaşıklığını artırmıştı. 2008 krizinin merkezinde yer alan konut balonunun ve mortgage piyasasının bu karmaşıklığı daha da derinleştirmişti.

25 yıllık süreçte, dünya düzeni kökten değişti. 2001’de ABD, küresel güç olarak rakipsiz görünüyordu. Ancak, savaşların getirdiği mali yükler, Amerikan hegemonyasının zayıflamasına yol açtı. Çin ekonomik ve teknolojik bir süper güç haline geldi, Rusya yeniden askeri bir güç merkezi olarak öne çıktı, BRICS blokı genişledi, Avrupa Birliği birlik süreciyle ilgili belirsizlikler devam etti ve İran’da ABD’nin etkisi azalmaya başladı. Teknolojik açıdan bakıldığında, internetin yaygınlaşması ve akıllı telefonların ortaya çıkması, hayatımızın her alanına nüfuz etti. Yapay zeka ve algoritmik gözetim gibi yeni teknolojiler ise, insanlığın geleceği hakkında ciddi sorular sormamıza neden oluyor. Son olarak, iklim değişikliği artık geleceğin sorunu değil, bugünün en acil tehdidi olarak karşımızda duruyor. 11 Eylül'ün mirası, bu karmaşık ve çelişkili tabloyu oluşturuyor.