İstanbul Aile Vakfı ve Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) tarafından düzenlenen ‘Vatan Müdafaasında Aile ve Nüfus’ temalı 4. Uluslararası Aile Sempozyumu’nda konuşan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’nin demografik gerçeği üzerine dikkat çekici tespitlerde bulundu. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihine ışık tutan Afyoncu, nüfus dinamiklerinin uzun vadeli etkilerini ve günümüzdeki sorunların kökenlerini analiz etti.
Osmanlı’nın çöküşünde nüfus azalmasının rolüne dikkat çeken Afyoncu, 128 milyonluk hedefin, Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’daki nüfusu artırma çabalarıyla nasıl şekillendiğini aktardı. 1965’e kadar devam eden bu hızlı büyüme sürecinin ardından, küresel etkilerden süzülmez bir şekilde, Türkiye’nin nüfusu 2005’e kadar düşüşe geçti. Şehirleşme ve sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin, ölüm oranlarını azaltarak nüfus artış hızını olumsuz etkilediğini vurguladı. Bu durum, toplumda aile yapılarındaki değişimi de beraberinde getirdi; geniş aile modeli yerini çekirdek aileye bıraktı.
Afyoncu, Türkiye’nin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu nüfus azalmasının, toplumun önemli kesimlerinin ‘Türkiye ileride nüfusuna bakamayacak, aç kalacak, milli geliri düşecek’ şeklindeki bir ‘kara propaganda’ya inanmasıyla nasıl beslendiğini eleştirerek, 1980’lerde ve 2000’li yıllarda 128 milyonluk hedefin ne kadar gerçekçi olduğunu gözler önüne serdi. Mevcut durumda, 2026 nüfusunun 86 milyon civarında olduğunu belirterek, bu durumun ciddi ekonomik ve sosyal sorunlara yol açabileceğine işaret etti. Nüfusun geriye düşmüş ülkelerden artışa geçiş yapmasının mümkün olmadığını belirterek, bu konuda alınması gereken önlemler konusunda somut önerilerde bulundu.
Prof. Dr. Afyoncu, Türkiye’nin geleceği açısından nüfus politikasının acil ve kapsamlı tedbirler gerektirdiğini vurgularken, ‘Nüfus düşmeyi önlemek mümkün değil ancak Türkiye çok hızlı düştü’ diyerek, 2100 yılında ülkenin yarısının yaşlılardan oluşacağına dair ciddi bir uyarı yayınladı. Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerin kırsal nüfus yoğunluğu nedeniyle artış gösterirken, Türkiye’de şehir hayatına yoğunlaşan nüfusun bu durumu değiştiremediğini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2007’de yaptığı ‘3 çocuk’ çağrısına da atıfta bulundu. Önümüzdeki yıllarda doğurganlık hızının 1 oranına ulaşabileceğini ve bu durumun da Batı Anadolu gibi bölgelerde zaten gözlemlenen düşüşü hızlandırabileceğini öngörerek, ‘Nüfusu artırmayı bırakın doğurganlık hızının düşmesini durdurabilsek o da yeter’ sözleriyle konunun aciliyetini vurguladı. Bu noktada, evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya yönelik ekonomik teşviklerin de önemli bir rol oynayabileceğini belirtti.