Yemen'in iç savaşında yaşanan yoğunlaşan çatışmalar, Türkiye'yi beklenmedik bir güvenlik girdabına sürükleme riskini beraberinde getiriyor. Husilerin Suudi petrol tesislerine yönelik saldırıları ve Suudi Arabistan'ın hava saldırıları, bölgedeki istikrarı daha da bozarken, Babülmendep Boğazı'ndaki deniz trafiği üzerindeki etkisi de dikkat çekici bir gerilim kaynağı oluşturuyor. Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu arasındaki en stratejik deniz yolu olan bu boğazın kontrolü, enerji arzı açısından kritik önem taşıyor ve krizin genişlemesi durumunda Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir hassasiyet yaratıyor.

‘Mekke Anlaşması’ olarak bilinen ve Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan güvenlik işbirliği anlaşması, bu karmaşık tabloya farklı bir boyut ekliyor. Ancak anlaşmanın TBMM'ye sunulmaması ve içeriğinin tam olarak bilinmemesi, Türkiye'nin bu anlaşmanın kapsamında ne gibi sorumluluklar üstlenebileceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Uzmanlar, anlaşmadaki ‘Birine saldırı hepsine saldırıdır’ maddesinin Türkiye'yi potansiyel bir savaşa sürükleme riskini artırdığını vurguluyor.

Bu bağlamda, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, anlaşmanın Türkiye'nin İran ile koruduğu dengeyi zayıflatabileceği uyarısında bulunurken, TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Utku Çakırözer, ülkenin S. Arabistan ve Pakistan'ın ihtilaflarına dahil olma riskinin kaygı verici olduğunu dile getirdi. Maceracı diplomasi anlayışının, Türkiye'nin asli görevini, yani vatanını ve cumhuriyetini koruma sorumluluğunu gölgelemesinin gerektiğine dikkat çekildi. Ayrıca, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın çatışma ve savaş risklerini üzerlerine alması, Türkiye'yi “paralı muhafız” konumuna düşürebilecek bir anlaşmayı kabul etmenin kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Şu anda Babülmendep Boğazı'nda günlük ortalama 70-75 adet ticari geminin seyrettiği, 79 geminin geçtiği bu stratejik nokta, krizin etkilerini daha da derinleştirebilir. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel güvenlik stratejileri açısından önemli bir değerlendirme yapmasını gerektiriyor. Bölgesel çatışmaları Türkiye’nin tarafı yapacak ve Türkiye’yi bu ülkelerin paralı muhafızına dönüştürecek bir anlaşmayı kabul etmemek gerektiği konusunda uzmanlar ve siyasetçiler ortak bir görüş birliğine varmış durumda.