İsrail güvenlik kaynakları, Washington'un Tahran ile yaptığı hassas diplomasi sürecinin meyvesini verecek olursa, ülkenin güvenlik yapısında köklü değişiklikler gerektirebileceğini duyurdu. Yedioth Ahronot'ta yer alan bilgilere göre, ABD'nin İran'a yönelik önerdiği protokol, İsrail'in uzun yıllardır sürdürdüğü stratejik hedeflerine doğrudan bir tehdit oluşturuyor. Bu durum, İsrail askeri ve istihbarat teşkilatları içinde yoğun tartışmalara ve alternatif senaryo planlamalarına neden oldu.
Haberlerde yer alan kritik bir değerlendirme, anlaşmanın İran'ın askeri kapasitesini tamamen ortadan kaldırmaması ve yaptırımların hafifletilmesini içerimesiyle ilgili. İsrail hükümeti, bu taslağın, İran'ın bölgesel etkisini güçlendireceğini ve İsrail'in güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye atacağını savunuyor. ‘Felaket’ olarak nitelendirilen bu anlaşma, İsrail’in yıllardır hedeflediği, İran’ın nükleer programını durdurmasını engelleyecek ve Tahran’ın bölgesel gücünü artıracaktır.
Bu gelişmeler, İsrail’in Lübnan’daki varlığı ve Suriye’deki operasyonları konusunda da yeni bir perspektif sunuyor. Uluslararası arenada artan baskılarla karşı karşıya kalan Tel Aviv yönetimi, İran’a yönelik saldırıların yeniden başlaması durumunda, bölgedeki güvenlik ortamının daha da karmaşıklaşabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Ayrıca, anlaşmanın sonuçları çerçevesinde, İsrail’in kendi güvenlik hedeflerini gerçekleştirmek için uyguladığı askeri operasyonlar üzerinde ciddi bir kısıtlama altına girebileceği ihtimali de değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Trump’ın İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme konusundaki kararlılığına rağmen, müzakerelerdeki gelişmeler İsrail’de hayal kırıklığı yaratıyor. Anlaşmanın, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 15 yıl boyunca devam ettirmesine izin vermesi, İsrail’in güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirme sürecini hızlandırıyor. İran Meclis Başkanı Kalibaf’ın bu konuda yaptığı açıklamalar ise, İsrail’in endişelerini daha da pekiştiriyor.