Şanlıurfa’nın kalbi, kırmızı biberin güneş altında kuruduğu, taptaze isotların doğduğu toprakta atıyor. GAP’ın kucakladığı Suruç Ovası’ndan yükselen bu lezzet, sadece bir yemek malzemesi değil, aynı zamanda yüzyıllardır süren bir kültürün, bir coğrafi işaretin ve bir kadın emeğinin özeti. Hasat dönemiyle birlikte, bu eşsiz ürünler pazar tezgahlarını ve evlerin damak zevklerini şenlendiriyor.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, tarlalardan toplanan tonlarca kırmızı biber, gençlerin elleriyle özenle toplanıp, özel araçlarla kent merkezine ve çevresindeki pazarlara taşınıyor. Vatandaşlar, kışlık ihtiyaçlarını karşılamak için bu taptaze isotları büyük çuvallar halinde satın alıyor. Bu kıymetli ürünün kilogram fiyatı, 20 ile 30 lira arasında dalgalanırken, her bir biberin, Şanlıurfa’nın güneşi ve toprağıyla beslendiği gerçeğini hatırlatıyor.
Ancak bu yolculuğun en etkileyici kısmı, Şanlıurfalı kadınların elinde gerçekleşiyor. Pazardan alınan isotlar, büyük bir özenle yıkanıp temizleniyor, sapları ve tohumları ayıklanıyor. Sonrasında, kavurucu güneşin altında kurumaları için düz alanlara veya evlerin damlarına seriliyorlar. Bu süreçte, kadınların sabır ve emeği, isotun lezzetine ve aromasına eşsiz bir tat katıyor. Kuruyan biberler zeytinyağıyla harmanlanarak, özel makinelerde çekilerek eşsiz aromasıyla pul biber haline getiriliyor.
Bu lezzetli ürünler, kış aylarında yemeklere ve çiğ köfteye lezzet katmak üzere kavanozlardaki yerlerini alıyor. İbrahim Halil Eşsiz gibi üreticiler, bu süreçte 5 ay boyunca yoğun bir bakım ve sulama çabası gösterdiklerini belirtiyor. Ziraat Mühendisi Mehmet Bilgin ise, Şanlıurfa’nın 18 bin 900 dekarlık alanda 200 bin ton rekolte verdiğini ve isotun Şanlıurfa ve ülke ekonomisi için kritik bir rol oynadığını vurguluyor. Şanlıurfa’nın tescilli isotu, sadece bir lezzet değil, aynı zamanda bu bölgenin zengin mirasının ve kadınların gücünün bir sembolü olarak sofralara uzanıyor.”}