Hürmüz Boğazı’nda enerji akışının stratejik önemi her zaman tartışmasız olsa da, son dönemde yaşanan gelişmeler bu boğazın kritik rolünü daha da belirginleştiriyor. ABD’nin uyguladığı yeni koruma modeli, ticari tankerlerin güvenli geçişlerini belirli zaman aralıklarına sıkıştırmasıyla birlikte, sadece güvenlik kaygılarını değil, aynı zamanda lojistik ve ekonomik açıdan da önemli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. Bu yaklaşım, enerji ticareti üzerindeki risk algısını önemli ölçüde yükseltiyor.
Bu yeni sistem, mevcut güvenlik stratejisinin temelini değiştiriyor. Daha önce, özellikle gece saatlerinde, Umman tarafındaki boğaz rotasını kullanan ticari gemilere yönelik hava savunması, sürekli bir tehdit algısıyla birlikte hazır tutuluyordu. Ancak şimdi, savunma kapasitesi belirlenmiş geçiş pencerelerinde yoğunlaştırılıyor. Bu durum, gemi operatörlerini sadece rota değil, aynı zamanda geçiş zamanı açısından da güvenlik planlaması yapmaya zorluyor. Bu da, özellikle karmaşık küresel lojistik ağlarını yöneten şirketler için yeni bir yük oluşturuyor.
Yeni uygulamanın getirdiği en önemli risklerden biri, hava savunmasını sürekli biçimde hazır tutmanın maliyetinin artmasıdır. Bu maliyet, saatte 75 bin dolara kadar çıkabilir ve bu durum, askeri kaynakların sınırlı kullanımının yanı sıra, geçiş saatlerinde gemi yığılması ve bekleme sürelerinin artması gibi sorunlara yol açabilir. Bu durum, hem gemi operatörleri hem de sigorta şirketleri için ciddi mali kayıplara neden olabilir. Bu durum, askeri ve ekonomik sürdürülebilirlik tartışmasını daha da derinleştiriyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği zaten son dönemde düşüş yaşamıştı. 10 Eylül’de kaydedilen geçiş sayısı yalnızca 7 ile sınırlı kalırken, son 10 günlük ortalama yaklaşık 15 gemi seviyesinde seyrediyordu. Savaş öncesindeki yoğunluktan bu yana önemli bir fark söz konusuydu. Bu durum, tanker şirketlerinin operasyonlarını yeniden değerlendirmesine ve güvenlik risklerini daha yakından gözetmesine neden oluyor. Ancak bu durumun, özellikle küresel LNG ticaretinde önemli bir kesimin bu boğaz üzerinden yapılması nedeniyle, küresel enerji piyasasında yeni bir belirsizlik yaratması kaçınılmaz.
Bu belirsizlik, İran’ın daha geniş bir deniz kısıtlama alanı hazırlamasıyla birlikte daha da artıyor. Yeni alanın sınırları ve ihlal halinde uygulanacak yaptırımlar henüz netleşmemişken, bu durum gemilerin kullanabileceği güvenli koridoru daraltma potansiyeli taşıyor. ABD’nin geçiş saatlerini sınırlandırması ve İran’ın deniz alanında yeni kurallar hazırlaması, tanker şirketlerinin operasyon planlamasını daha da karmaşık hale getiriyor. Türkiye’nin de enerji tedarik zincirinin önemli bir parçası olması sebebiyle, bu durum pompa fiyatlarına yansıyarak enflasyonist baskıları artırma potansiyeli taşıyor.