Akdeniz’in stratejik önemi yeniden gündeme gelirken, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Suriye’deki açıklamaları, bölgede yeni bir güvenlik düzenlemesi için perde vuran adımları işaret ediyor. Netanyahu’nun ‘Hermon Dağı’ndan Akdeniz’e uzanan kontrolümüz’ mesajı, İsrail’in Ortadoğu’daki güvenlik mimarisinin genişletilmiş bir versiyonunu ortaya koyuyor. Bu yeni yaklaşım, mevcut Ortadoğu coğrafyasını, Kuzeydoğu Afrika’dan Güney Kıbrıs’a, Yunanistan ve Ege Denizi’ne kadar genişleterek, İsrail’in güvenlik hedeflerini yeniden tanımlıyor.
İsrail’in güvenlik planı, üçlü bir halka sistemi üzerine inşa edilmiş: İlk halka, Filistin, Lübnan, Suriye ve Ürdün’den koparılacak tampon bölgeler ve stratejik alanlar oluşturmayı amaçlıyor. İkinci halka ise Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) kapsayan bir bölgesel ittifak hattı üzerine kurulurken, üçüncü halka ise Yunanistan, Somaliland ve Hindistan’dan geçen, geniş bir daire oluşturarak daha geniş bir coğrafi kapsama sahip. Bu karmaşık yapı, Tel Aviv’in Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirmeyi ve enerji işbirliği ile askeri ittifaklar aracılığıyla bölgesel etkisini artırmayı hedefliyor. ‘Aşil Kalkanı’ anlaşması ve Mısır ile Güney Kıbrıs arasındaki askeri işbirliği, bu yeni güvenlik modelinin somut örneklerini oluşturuyor.
Ancak bu geniş kapsamlı plan, Washington’un dikkatini çekiyor. ABD büyükelçisi Barrack, Türkiye ile İsrail arasında ‘Hazar’dan Akdeniz’e’ işbirliğinin gerçekleşeceğini öngörürken, ABD’nin bu durumun müttefikliği ölümcül olacağı konusunda uyarıda bulunduğu belirtiliyor. Türkiye’nin, İsrail’in Suriye’deki ilerlemesini engellemek için stratejik hamleler yapması bekleniyor. Özellikle Suriye’deki gelişmeler, İsara yönetiminin üslerine yönelik Türkiye’nin tutumunu şekillendiriyor. Suriye Dışişleri’nin, Türkiye’ye kullandırılmayacaklarını ilan etmesi, 8 Aralık 2024 öncesinde hatların çekilmesi için ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmeler ve Şara yönetiminin Golan Tepeleri’nden vazgeçmesi, İsrail’in Suriye’deki hedeflerine ulaşmasını zorlaştırıyor.
Bu gelişmelerin ardından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ortak bir savunma anlaşması imzalanması, İsrail’in Ortadoğu’daki güvenlik modeline karşı bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabet, Pakistan’ın Hindistan ile işbirliği yapması, bölgede yeni ittifaklar ve stratejik dengeler oluşması ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, Akdeniz’de şekillenen yeni güvenlik düzenlemesi için Türkiye’nin nasıl bir rol üstleneceğini belirlemede kritik bir dönüm noktası olabilir.