İstanbul'un siyasi arenasından yükselen bir uyarı sesi, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'in Habertürk'teki Hülya Hökenek ile yaptığı söylemeden yayıldı. Özdemir, CHP'nin içindeki ‘kurumsal dolarıklık’ olarak tanımladığı sorunları, sadece parti içindeki bir aksaklık olarak görmekten öte, Türkiye'nin siyasal yapısı üzerinde ciddi bir etki yaratan bir kriz olduğunu savundu. Bu durum, parti içinde bir yönetimsel çöküşten, kaynakların çarpıtılmış kullanımına kadar uzanan bir tabloyu ortaya koyuyor.
Özdemir'in analizi, partinin geleneksel yapısal unsurlarından uzaklaşarak, liderlik ve yönetim hiyerarşilerinin tamamen ortadan kalktığı bir yapıya doğru kaydığını vurguluyor. Bir belediye başkanının, doğrudan grup başkanlarına talimat vermesi gibi durumlar, kurumsal yapının tamamen yerle bir olduğunu, kuralların kişisel çıkışlara göre şekillendiğini gösteriyor. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin ortadan kalkması, partinin temel değerlerinden sapışmasının en belirgin işaretidir. Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu dönemlerinde parti kendini koruma altına alırken, bugünkü durum, partinin yapısal zayıflıklarını ve zayıf bir savunma mekanizmasına sahip olmasını gözler önüne seriyor.
Bu çürümenin kökeninde, ‘çürümüş zihniyet’in rol oynadığı savunuluyor. Partinin genetik yapısıyla oynayan ve ülkenin siyasal iklimini bozmayı hedefleyen bu zihniyet, CHP'yi kendi içinden bir yıkıma sürüklemiş durumda. Özellikle son yıllarda, merkezi hükümetten gelen kaynakların (yüzde %87) İstanbul'a akması, bu durumun daha da derinleşmesine neden oluyor. Bu kaynakların, vatandaşa hizmet olarak geri dönmesi gerekirken, karanlık projelerde kullanıldığı iddiaları, partinin itibarını zedelemeye devam ediyor. Uşak İl Başkanlığı'ndaki şikayet ve genel merkezin durumu göz ardı etmesi, “çürük elmayı” temizlemek yerine üzerine kapatması, partinin kendi içindeki sorunlarına çözüm bulmakta isteksizliğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
CHP'nin kaynaklarının kötü yönetilmesi, İBB'nin mali durumunu felç etmiş durumda. 260 milyar liralık devasa bir borçla boğuşan İBB, metroların yapılamaması, otobüslerin yenilenmemesi, Ayazağa tünelinin yapılmaması gibi sorunlarla karşı karşıya. Belediye Meclisi'nin metroların taleplerini onaylaması ve Cumhurbaşkanlığı'nın izin vermesi, ancak bu sorunların çözülmemesiyle sonuçlanıyor. Bu durum, sadece İBB'yi değil, tüm İstanbul'u etkileyen bir trafik felaketiyle eşdeğer. Metro adına alınan borçların başka alanlarda kullanılması ve İETT'nin mali durumunun göçmesi, bu sorunun boyutunu daha da artırıyor. Bu durum, vatandaşa hizmetin sağlanmaması ve vergi ödeyen vatandaşın paranın karşılığını alamaması anlamına geliyor.