Yapay zeka teknolojisinin geleceği, sadece karmaşık algoritmalarla değil, bu algoritmaları çalıştıracak devasa işlem gücüyle de şekillenecek. Son analizler, küresel yapay zeka hesaplama kapasitesinin yaklaşık %75’inin Amerika Birleşik Devletleri’nde toplandığını gösteriyor. Avrupa Birliği’nin payı ise sadece %5’in altında seyrediyor. Bu durum, yapay zeka alanındaki teknolojik üstünlüğün, şirket değerlemeleri veya finansal yatırımlar gibi geleneksel ölçütlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda altyapı kapasitesinin de kritik bir faktör olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve uygulanması için gereken yüksek performanslı çipler, gelişmiş veri merkezleri ve bunları besleyen enerji altyapısı, artık küresel rekabette belirleyici bir unsur haline geldi. ABD, bu alanda açık ara önde bulunurken, Avrupa’nın bu alandaki eksikliği, gelecekteki ekonomik fırsatları kaçırma riskini artırıyor. Bu durum, Avrupa’nın teknoloji şirketlerinin Amerikan bulut sistemlerine, gelişmiş çiplere ve veri merkezi altyapısına bağımlı hale gelmesine yol açabilir.
Avrupa’da yapay zekânın ekonomik potansiyeli, yıllık verimlilik artışlarına yaklaşık %0,3 ila %0,4 puanlık katkı sağlayarak, özellikle yaşlanan nüfus ve yavaşlayan işgücü büyümesiyle mücadele eden bir ekonomiye önemli bir destek sunabiliyor. Ancak bu potansiyeli gerçekleştirmek için Avrupa’nın, sadece yapay zeka yazılımlarını satın almakla kalmayıp, aynı zamanda bu yazılımları çalıştıracak kendi hesaplama kapasitesini hızla geliştirmesi gerekiyor. Avrupa’nın sahip olduğu, sağlık, sanayi, enerji ve ulaşım gibi alanlarda biriken büyük veri havuzları, yapay zeka modellerinin geliştirilmesi için önemli bir avantaj sunuyor.