Yıllar sonra, Erkin Koray'ın o hüzünlü şarkısının yankılarıyla, Serhat Kılıç'ın evinde, sessizliğin içinde son nefesini vermiş olması, içimizi ürpertiyor. Bu vakitlerde, tıpkı o şarkıda olduğu gibi, yalnızlığın acımasızlığı ve insan ruhunun kırılganlığı çarpıyor gözümüze. Son zamanlarda, benzer trajedilerin artması, bir uyarı işareti gibi. Bir insan, kendi kapılarının önünde, hayatın akışına kapılmadan, sessizce sonunu bulabiliyor mu? Bu soru, bize çağımızın ruhunu sorgulatıyor.
Hayatın akışı, bir nehrin hızlı akışı gibi, bizi sürekli ileriye itiyor. Başarıya ulaşma hırsı, rekabetin acımasızlığı, insanları yalnızlığa sürükleyerek, başkalarının varlığından habersiz bir şekilde koşuşturmaya itiyor. Sosyal medyanın yarattığı sanal kalabalık, gerçek bağların yerini alıyor. Saatlerce ekranlara bakarak, hayatımızı kaydırırken, aslında yalnızlığın içimize sindiğini hissediyoruz. Bir başımıza, hayatımızın sorumluluklarını taşıyoruz, çünkü diğerleri bizi görmüyor, dinlemiyor.
Evlerin odaları, alkış geçirmeyen duvarlar gibi, hayatın karmaşıklığını bastırıyor. Janjanlı hayatların, aslında cehennem gibi olduğunu görüyoruz. Kapılar, yedek anahtarla ya da çilingir marifetiyle açıldığında, hayatın kırılganlığı gözler önüne seriliyor. Bu durum, bizi daha temkinli, daha dikkatli olmaya itmeli. Ya da belki de, bu yalnızlığın, insan ruhunun derinliklerine kazınan bir yansımasıdır.
Tarihe not düşüyorum: Evde yalnız ölümler, bize yarınımızın fragmanını gösteriyor. Bu durum, hayatın hızının ve yalnızlığın artışının, insanları nasıl kendi hallerine terk ettiğini, aslında bir uyarı işareti. Şimdi, bu uyarıyı dikkate almalı ve kendimizi, başkalarını ve toplumumuzu korumalıyız. Unutmayalım ki, yalnızlık, en büyük düşmanımız olabilir.
Şimdi, Atv'nin yeni dizisi Aşk ve Taht'ın, Büyük Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat'ın hanımı Melike Hüma Hatun'un, şifahanesindeki kadınlara yaklaşımını düşünelim. Onun, kadınlara ve onların sağlığına gösterdiği özen, Türk medeniyetinin kadına yaklaşımının bir örneği. Aynı zamanda, Avrupa'da kadınların, sadece “kuluçka makinesi” olarak görülüp, diri diri yakıldığı bir dönemde, Türk'ün kadına yaklaşımı, gurur verici bir örnektir. Bu durum, bize, medeniyetin değerlerini ve insanlığa yaklaşımımızı hatırlatır.
Cem Yılmaz'ın hayatını kurtaran Ayvacık Devlet Hastanesi'ndeki doktorlar, bize, sağlık hizmetlerinin önemini ve bir sağlık ekibinin, bir ünlünün hayatını nasıl kurtarabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda, tatilcilere hep tavsiye ederim, gidecekleri yörelerde tam teşekküllü sağlık birimlerine yakın olmak. Bu durum, Cem Yılmaz'ın Assos'u seçmesiyle, hayatını kurtarmış olmuştur.
Antalya'da bir adamın, kedisi kendisine “alacaklıymış gibi” baktığı için 112'yi aramasının hikayesi, komik olsa da, toplumda var olan yalnızlık ve endişe duygusunu da gözler önüne seriyor. Zap'tiye'nin otomobillerdeki kanatların işe yaradığına dair yorumu ise, eğlenceli bir anı ekliyor bu mektuba. Ali Aktulga'nın Tuzlu Kahve dizisinden iki güzel sözü, bize hayatın anlamını ve insan olmanın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Unutmayalım ki, hayat, bir melodi gibi, bazen hüzünlü, bazen neşeli, bazen de yalnız olabilir.