Yemen'in karmaşık çatışma alanında, sadece Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimler değil, aynı zamanda yeni bir stratejik denklem de şekilleniyor. Reuters’ın özel haberleri, Riyad’ın Pakistan ve Türkiye ile kurduğu güvenlik ittifakının, İran’ı beklenmedik bir şekilde bu arenaya çekiyor. Bu durum, bölgedeki güç dengelerini yeniden tanımlamaya aday olabilir.
Reuters’ın raporlarına göre, Pakistan, Suudi Arabistan’ın Tahran’a bir mesajını ilettirdi. Bu mesajda, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının durdurulması talep ediliyor. Ancak İran’ın cevabı, “Husileri kontrol etmiyoruz” şeklinde oldu. Ancak, Reuters’ın görüşmüş olduğu iki İranlı kaynak, Tahran’ın Husilere Suudi Arabistan’a saldırması talimatı verdiğini, karşılığında önemli finansal ve silah destekleri sağlayacağını ve hatta Devrim Muhafızları’ndan bazı komutanların Yemen’e saldırıların koordinasyonuna yardımcı olmak üzere görevlendirildiğini iddia etti. Bu iddialar, İran’ın stratejisinin, Husiler aracılığıyla Riyad üzerindeki baskıyı artırarak Suudi Arabistan’ı Washington’a karşı daha savunmasız bir konuma düşürmeyi amaçladığını gösteriyor.
Ancak bu strateji, ters tepebilir. Riyad’a yönelik saldırılar, Suudi Arabistan’ı yalnızlaştırmak yerine, Pakistan ve Türkiye ile savunma koordinasyonunu güçlendirme sürecini hızlandırıyor. Suudi Arabistan’da Pakistan ve Türkiye’den üst düzey askeri temsilcilerle, olası senaryolara karşı hazırlıklar yapılıyor. Özellikle, üç ülkenin askerî güçlerini Yemen’e sokmama konusunda bir mutabakat kurulması, şimdilik ortak bir kara harekatına değil, Suudi Arabistan’ın kendi topraklarının güvenliğini sağlamaya odaklanıldığını gösteriyor. Bu ayrım, 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması’nın ilk ciddi testini oluşturuyor.
Türkiye’nin, Mekke Anlaşması’nı herhangi bir ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak görmediği ve bölgesel caydırıcılığı güçlendirmeyi hedeflediği açıkça görülüyor. Bu nedenle, Türkiye’nin Riyad’daki askeri koordinasyonda yer alması, Yemen’e asker göndermeye hazırlandığı anlamına gelmiyor. Aksine, Suudi Arabistan’ın savunulması üzerinden saldırganlığı caydıran, ancak çatışmayı genişletmeyen bir güvenlik hattı oluşturulmaya çalışılıyor. İran açısından ise durum karmaşıklaşıyor: Tahran, Husiler aracılığıyla Riyad’a baskı uyguladıkça, Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la güvenlik bağlarını güçlendirmesine yol açıyor. Bu durum, vekil güç stratejisinin hedeflediği sonucu tersine çeviriyor ve bölgesel dayanışmayı pekiştiriyor.”}ص