Türkiye’nin eğitim sistemi, 2026-2027 eğitim öğretim yılına, derin bir endişe ve belirsizlikle başladı. Deprem felaketinin ardından yıkılan okulların yerine yenilerinin inşa edilmemesi, beraberinde ekonomik zorlukları da getirdi ve mevcut sistemin kırılganlığını gözler önüne serdi. Öğrenci sayısının artması, sınıflardaki kalabalıklaşma ve velilerin okul masraflarını karşılamakta zorlanması, eğitimde ciddi bir krizin habercisi gibi durmaktadır.
İzmir’deki 30 Ekim depremi sonrası oluşan yıkım, sadece fiziki bir aciliyet yaratmakla kalmadı, aynı zamanda eğitimde kamusal güvenliğin de sağlanamaması sorununu da beraberinde getirdi. Uzmanlar ve eğitimciler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin yüksek görünmesine rağmen, temel ihtiyaçlara cevap verememesinin, sistemin geleceğini tehdit ettiğini belirtiyor. Bağış kampanyaları gibi farklı yöntemlerle velilerden toplanan para, aslında eğitim giderlerini karşılamada yetersiz kalmaktadır. Bu durum, velilerin eğitim harcamalarıyla mücadele gücünü zayıflatırken, çocukların eğitimden mahrum kalma riskini artırmaktadır.
Türkiye’nin eğitim harcamaları, OECD ortalamasının altında seyretmekte ve bu durum, velilerin üzerindeki yükü daha da artırmaktadır. Sınıflardaki kalabalık, öğrencilerin eğitim kalitesini düşürürken, veliler kırtasiye, ulaşım ve barınma gibi giderleri karşılamakta zorlanmaktadır. Bu durum, özellikle ekonomik sıkıntı içinde olan aileler için büyük bir engel teşkil etmektedir. Eğitimde yaşanan bu kriz, sadece bireysel bir sorun olarak kalmayıp, toplumsal bir felaketle sonuçlanma potansiyeli taşımaktadır.
NE-DER Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özdemir, bu durumun “bir neslin kaybı” anlamına gelebileceğini vurgulayarak, eğitimde yapılacak reformların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Eğitim sisteminin, gençlere umut vermek yerine kaygı oluşturmaması, akılcı, bilimsel ve laik eğitim ilkelerine uygun olması gerektiği savunuldu. Eğitimde yaşanan bu krizin üstesinden gelmek için, devletin eğitim yatırımlarını artırması, velilerin yükünü hafifletmesi ve eğitim sisteminin kalitesini yükseltmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, Türkiye’nin geleceği tehlikeye girmiş olacaktır.