Kahramanmaraş'ta 6 Şubat depremi sonrası yıkılan Ezgi Apartmanı davası, uzun süredir devam eden bir hukuk mücadelesinin son noktasına gelmek üzere. 35 kişinin hayatını kaybettiği bu trajik olayda, Nurgül Göksu'nun yaşadığı acı, adaletin gecikmesinden kaynaklanan derin üzüntüyü ve çaresizliği somut bir şekilde ifade ediyor. Duruşma, 6 aylık torunu Asude'yi de kaybetmiş Göksu'nun duygusal çığlıkları, adalet arayışının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguluyor.

Nurgül Göksu, sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in 700 gün boyunca firari bulunması sürecini, duruşmalara katılarak ve mücadele vererek özetliyor. “Dört buçuk yıldan bu yana mücadele veriyorum” diyerek, adaletin gecikmesinin yarattığı travmayı ve duygusal yükü anlatıyor. Evlatlarının kaybı karşısında yaşadığı derin acı, sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda adalet sisteminin verdiği gecikmelerin insan hayatları üzerindeki etkisinin de bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Mahkeme savcısı’nın sanıklar hakkında olası kasttan ceza talebi, kamu personellerinin de bu olayda sorumluluğunu üstlenmesini talep etmesi, adaletin kapsamlı bir şekilde sağlanması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Göksu’nun duruşmadaki savunması, sadece kendi kaybını değil, aynı zamanda diğer 34 hayatın da kaybını da içeriyor. Enkazın altında 12 gün boyunca nöbet tutarak delil toplamaya çalıştığı, yıkılan binanın kolonlarını bizzat kendisinin bulduğu ve bu çabaların adalete ulaşma umudunu canlı tuttuğunu belirtiyor. “Ben burada iki tane avukat evladını kaybeden bir anneyim. Çocuklarımın cübbesi elimde. Oğlum, canım oğlum, görüyor musun?” diyerek, adalet arayışının sadece bireysel bir istek olmadığını, aynı zamanda gelecek nesillere bir örnek olması gerektiğini vurguluyor. Bu savunma, adaletin gecikmesinden dolayı yaşanan moral bozulunu ve hayata tutunma çabasını somut bir şekilde ortaya koyuyor.

<

Duruşma, Cumhurbaşkanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na ve ilgili yetkililere çağrıda bulunuyor. Nurgül Göksu, sanıkların cezalarının en ağır şekilde verilmesini, resmi rakamlara göre 53 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu trajedide adaletin sağlanmasının önemini vurguluyor. “Bu insanlar üç, beş yıl yatıp çıkmasınlar. Bu insanlar boşuna hayatını kaybetmiş olmasınlar” diyerek, adaletin gecikmesinin insan hayatları üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Adalet Bakanlığı’na, “Biz bu acıları yaşadık, dört yıldan bu yana adalet için mücadele veriyoruz. Deprem sanıklarının birçoğu hâlâ firari. Firari olanların da yakalanmasını istiyoruz. Gerekirse özel ekip kurulup yakalanmalarını istiyoruz. Bizim acılarımıza kayıtsız kalmayın” çağrısı yaparken, adaletin gecikmesinden kaynaklanan duygusal yükün ve insan hayatlarının değerinin bir kez daha hatırlanmasını talep ediyor.”}”>