İsrail'in Ketziot Cezaevi'nde, bir mahkumun ölümüyle ilgili ortaya çıkan belgeler, hapishane sisteminin karanlık yüzünü gözler önüne seriyor. Haaretz gazetesinin raporlarına göre, Sair Semih Ebu Asab'ın 2023'te hayatını kaybetmesine ilişkin, İsrail makamlarının yürüttüğü soruşturma dosyalarındaki telefon kayıtları, yaşanan dehşeti ve sistemin nasıl bir yönetim politikası benimsediğini ortaya koyuyor.

Ebu Asab, 25 yıl hapse mahkum edilmiş ve tutukluluk süresince ciddi fiziksel şiddet yaşamıştı. Dosyalara ulaşan mesajlar, gardiyanların Ebu Asab'ın ölümünü, “Aşkım az önce öldü” ve “İnşallah geberir” gibi sevinçli ifadelerle kutladıklarını gösteriyor. Bu durum, koğuşlarda mahkumların yaşam koşullarının ne kadar vahşi ve kontrolsüz olduğunu vahiy ediyor. Ek olarak, gardiyanlar yeni gelen mahkumlara yönelik şiddetli davranışlarda bulunmuş, böbreklerini patlatana kadar dayak attıklarını ve namaz kılan koğuşları bastıklarını itiraf etmişlerdir. Bu tür uygulamalar, hapishane sisteminin temel prensiplerine açık bir aykırılık oluşturmaktadır.

Bu trajik olayla ilgili, gardiyanların kullandığı şifreli ve acımasız ifadeler, sistemin içindeki çöküşü simgeliyor. Örneğin, biri “Benimle ve vardiyamla gurur duyacaksın. Gerisini sen anla. Şu an klinikte kalp masajı yapıyorlar aşkım!” şeklinde konuşurken, diğeri “Kahretsin, ne sayımdı ama. Onları fena benzettik.” diyerek şiddeti alkışlıyor. Üçüncü bir gardiyan ise, “Nasıl delice bir sayımdı. Böylesi hiç görülmedi. Üzerlerine peynir döktük, biraz yumurta kırdık. Koğuşlarda oluk oluk kan vardı. Aman Tanrım, bir mahkumu dövdüğümüz için kalp masajı yapıyorlar. Öldü. Dinle bak, her şeyin bir anda olması çok komik. Bom, sayım. Bom, ölü mahkum.” gibi dehşet verici mesajlarla olayları kutluyor. Bu tür ifadeler, sadece şiddetin ciddiyetini değil, aynı zamanda gardiyanların vicdanlarının da erimiş olduğunu da gösteriyor.

Savcılar, Ebu Asab'ın ölümünden yaklaşık üç yıl sonra, 12 gardiyan hakkında iddianame hazırlamış ve onları savaş sonrası misilleme olarak Ebu Asab'ı ve diğer Filistinli mahkumları dövmekle suçlamışlardır. Ancak, Dürzi askerlerin öldüğüne dair bilginin daha sonra gerçek olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu olay, hapishane sistemindeki yolsuzlukları ve ihmali daha da derinleştirmiş, mahkumların şikayette bulunma haklarını engellemiş ve adalete ulaşma sürecini zorlaştırmıştır. Soruşturma dosyaları, gardiyanların “mesajlaşmalarının ve sorgulama sırasında birbirlerini suçlayan ifadelerinin, örülen sessizlik duvarını yıkan kilit deliller sunduğu” şeklinde değerlendirilmiştir. Bu durum, sistemdeki adaletsizliği ve hesap verebilirliğin olmadığını kanıtlamaktadır.