Yüzlerce yılın karanlık gölgesinden kurtulmanın, bir milletin ruhunda yayılan aydınlığın sembolü olan 9 Eylül’ün bu özel anını, bir zaferin destansı sahnesi olarak yeniden yaşatalım. 1919’daki o kritik kararla başlayan, Anadolu’nun kaderini değiştiren sürecin 104. yıl dönümünü kutluyoruz.
15 Mayıs 1919’da, İngilizlerin, Fransızların ve ABD’nin onayladığı bir karar, İzmir’in işgaline bir damga vurdu. Bu işgal, sadece bir şehrin sınırlarını daraltmakla kalmadı, Anadolu’nun topraklarına uzanan bir gölge gibi yayıldı. Yunan orduları, Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyerek, İzmir’i bir başlangıç noktası yaparak, tüm bölgeye yayılan bir emperyalist tehditle karşı karşıya kaldık. Bu durum, Türk ulusunun varlığını koruma mücadelesine dönüştü. 1921’deki Sakarya Meydan Muharebesi, 1922’deki Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi, bu çabanın somut sonuçları oldu.
30 Ağustos 1922, tarihin akışını değiştiren bir günde gerçekleşti. Dumlupınar’da ve Kütahya’da durdurulan Yunan ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik vizyonuyla, sadece bir şehrin kurtuluşunu değil, Anadolu’nun ve Türkiye’nin geleceğini güvence altına aldı. Bu zafer, bir milletin cesaretinin, birlik ve beraberliğinin bir kanıtı olarak, bugünlere kadar taşınmaktadır.
9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu, sadece bir şehrin geri alınmasıyla sınırlı kalmadı. Yenilmiş düşmanın paniğiyle kaçışları, Anadolu’nun özgürlüğüne doğru ilerleyişi, bir mil mesafesi kat edildi. Bu zaferin ardından, üç Mustafa Paşa – Mustafa Kemal, Mustafa İsmet ve Mustafa Fevzi – Çal köyünde, kırık bir kağnı arabasıyla, düşmanın karanlık işlerini bir kenara bırakıp, özgürlüğe doğru yola koyuldular. 1 Eylül 1922’de verilen o tarihi emir, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” ile, Türk ordusunun geleceğine yön verdi. Bu an, Anadolu’nun kurtuluş mücadelesinin zirvesiydi ve bugün de bize ilham vermeye devam ediyor.”}p>”