Türkiye’nin siyasi arenasına yeni bir boyut getiren olaylar, terör örgütü sayılan Hizbuttahrir’in yayınladığı açıklamalarla şekilleniyor. Önceki gün yayımlanan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve laik cumhuriyet anlayışını hedef alan bu açıklama, mevcut siyasi tartışmalara farklı bir perspektif sunuyor. Açıklamada, geçmişe dönük bir eleştiri ve alternatif bir yönetim anlayışının savunulması dikkat çekiyor.
Hizbuttahrir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hepimiz biliyoruz ki mazisi olmayanın atisi de olamaz…” gibi ifadelerine yanıt olarak, geçmişe sahip çıkmanın temelinde, ecdadın zaferlerine ve kültürel mirasına sahip çıkma isteğinin yattığını vurguluyor. Ancak örgüt, mevcut yönetim sisteminin bu amaca hizmet etmediğini ve Türkiye’nin tarihsel kökleriyle bağını kopararak, “tarihin çöplüğüne” gönderilmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle 3 Mart 1924’te Hilâfet’in kaldırılması ve laik kanunların getirilmesiyle başlayan sürecin, mevcut rejimin temellerini oluşturduğunu iddia ederek, bu tarihin ‘bir kopuş noktası’ olduğunu belirtiyor.
Açıklamada, Batı’dan ithal edilen düşüncelerin Müslüman toplumlara yönelik bir tehdit olarak değerlendirildiği, bu düşüncelerin birlik ve beraberliği bozmayı, ecdadın kültürel değerlerine dönmelerini engellemeyi amaçladığı savunuluyor. “Laiklik, cumhuriyet, demokrasi gibi kavramlar, aslında Müslümanların topraklarını parçalamak ve onlara kendi kimliklerini yeniden inşa etme imkanı vermemek için tasarlanmış araçlardır” diyen Hizbuttahrir, mevcut sistemin bir ‘oy deposu’ olarak kullanıldığını ve gerçek ihtiyaçları karşılamadığını vurguluyor. Örgüt, bu nedenle eski yönetim sistemine dönüşü bir zorunluluk olarak görüyor.
Hizbuttahrir’in açıklaması, sadece siyasi bir eleştiri olmanın ötesinde, bir ‘yeniden doğuş’ çağrısı olarak da değerlendirilebilir. Hilâfet’in yeniden kurulması ve ‘ümmetin’ yeniden dirilmesi hedeflenirken, Viyana ve Washington gibi ‘kapılar’a kadar ulaşacak bir gücün ortaya çıkacağı iddia ediliyor. Ancak bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için, öncelikle mevcut yönetim sisteminden kurtulmanın ve ‘ümüzdeki kilidi’ kırmanın gerektiği vurgulanıyor. Bu durum, Türkiye’nin geleceği ve kimliği üzerine önemli soruları beraberinde getiriyor.”}çıkartısı: