Üsküdar’ın kaderi, 29 Temmuz’da Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasıyla beklenmedik bir dönüşüme uğradı. Belediye başkanlığı, karmaşık bir süreçle CHP’nin seçtikleri Sibel Tan Çetinkaya’ya emanet edildi. Ancak bu durum, hukukun üstünlüğüne dair şüpheleri besleyen iddialara zemin hazırladı. Şehrin geleceği, bir seçim iptali, ardından gelen itirazlar ve son olarak yeniden yapılmasıyla şekillendi.

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in ortaya attığı iddialar, Üsküdar’daki seçimin sadece bir sonuçla sınırlı kalmadığını, daha derin ve karmaşık bir kamuoyunun perde arkasında döndüğünü gösteriyor. Çelik’in vurguladığı en çarpıcı nokta, seçimin aslında AK Parti lehine manipüle edildiği yönündeki iddialardı. Savcıların ve İstanbul Valisi Davut Gül’ün seçim sürecine müdahale ettiği, seçimi değiştirecek şekilde etkilemeye çalıştığı iddiası, dikkatleri üzerine çekti. Bu iddiayı destekleyen argümanlar, tutuklanan meclis üyelerinin sayısı, seçmenlere yönelik baskı ve seçim sonuçlarının manipüle edilmesi gibi unsurlara dayanıyordu.

İddiaların merkezinde Ayhan Aydın’ın hikayesi yer alıyor. Seçimden sonra rozetini taktığı an hüngür hüngür ağlayarak savcının kendisine tehdit ettiğini ve engelli oğluna ve eşine kim bakacak endişesiyle teslim olduğunu iddia etti. Bu trajik olay, seçim sürecinde yaşanan baskı ve travmanın somut bir örneği olarak sunuldu. Çelik, bu durumu ‘insanlık onurunun ayaklar altına alınması’ olarak tanımlarken, benzer durumların diğer meclis üyelerinde de yaşandığını vurguladı. Ayrıca, Tahsin Usta’nın 500 bin dolar karşılığında makam teklifi aldığı ve bu süreçte savcı, vali ve polislerin de yer aldığı iddiaları, sürecin ne kadar karmaşık ve şüpheli olduğunu gösteriyordu.

Olayın merkezindeki diğer önemli isimler arasında İngiltere'den uzun yıllardır Türkiye'ye dönemeyen bir kişinin oy verme koşuluyla ülkeye getirildiği, cezaevinden tahliye edilen bir meclis üyesine oy verilmesi koşuluyla destek verildiği ve bir meclis üyesinin ise “vicdanım razı değil” diyerek teslim olduğu iddiaları yer alıyordu. Vali Davut Gül’ün 360 derecelik bariyerlerle belediye binası önünde abluka altına alınması, gazetecilerin belediyeye alınmaması ve İstanbul Valisi’nin erken saate seçimleri iptal etmeye çalışması gibi olaylar da, sürecin şeffaf olmadığına dair endişeleri artırıyordu. Bu iddialar, Üsküdar’ın sadece bir belediye seçiminin değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dair önemli soruları gündeme getirdiğini gösteriyordu.