Geçmişin ihtişamı, mevcut yönetimde bir umut ışığı olarak algılanmış olsa da, Eylül ayının ilk günlerinde gerçekler acı bir şekilde açığa çıktı. Yönetimin, geçmişteki stratejilere körü körüne tutunması, takımın bugünkü çaresiz durumuna temel nedenlerden biri. Alternatif arayışın zayıflığı ve iade-i itibar gerekçeleriyle şekillenen tercihler, beklentilerin çok altında bir performansla sonuçlanmıştı.
Fenerbahçe’nin en büyük hatası, yerli oyuncu havuzunu güçlendirmeme stratejisiydi. 8-9 sezon boyunca bu açığı kapatmamış olmak, kadro üzerinde ciddi bir kalite boşluğu yaratmıştı. Aziz Yıldırım’ın seçim vaadiyle çelişen gerçekler, transfer döneminde sıfır takviye anlamına geliyordu. İlk 11'deki oyuncuların alternatifleri, taraftarların gözü kapalı güven verecek seviyede olmamasına rağmen, yönetim bu durumu görmezden gelmişti.
Kader, 4. haftada mağlubiyet sayısına ulaşmak gibi karanlık bir noktaya sürüklenmişti. Sarı-lacivertli taraftar, yönetim tarafından takımın yeterli olduğu yönünde ikna edilmeye çalışılsa da, bu iddia gerçeklikle bağdaşmıyordu. Barış Göktürk’ün “Başkanım, Rashford’u alalım” çağrısı, yönetim tarafından alaycı bir şekilde reddedilmiş, durumun aciliyeti çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştu. Bu, futbol aklının ne kadar kırılgan olabileceğine dair bir örnekti.