Avustralya'nın topraklarında, 1788'de Brezilya'dan getirilen Opuntia türü kaktüsler, bir ekolojik felaketin ve ardından da olağanüstü bir biyolojik mücadelenin hikayesini başlatmıştır. Başlangıçta sadece sınır çiti ve tekstil boyası üretimi amacıyla getirilen bu bitkiler, hızla kontrol edilemeyen bir yayılma sürecine girerek, ülkenin tarım potansiyelini tehdit etmiştir. Bu olay, Avustralya’nın doğal tarihinde, insan müdahalesinin doğa üzerindeki karmaşık etkilerini gözler önüne seren çarpıcı bir örnektir.
İlk dönemlerde, kaktüsler çiftçiler tarafından hayvanları sınırlandırmak için kullanılmış, kurak dönemlerde de besin kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Ancak, bu bitkilerin hızlı adaptasyon yeteneği ve çoğalma hızı, kısa sürede kontrol edilemeyen bir istila haline gelmiştir. 1919 yılına gelindiğinde, yaklaşık 400 bin hektar tarım arazisi kaktüslerin hakimiyetine geçmiş, Queensland ve çevresindeki binlerce çiftçi, arazilerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, sadece tarımsal üretimi değil, aynı zamanda bölgedeki ekonomik ve sosyal dengeleri de sarsmıştır.
Hükümetin bu soruna karşı attığı ilk adımlar, 5.000 sterlinlik bir ödül teklif etmesiyle başlamış, ancak bu çözüm fiziki ve kimyasal mücadele yöntemlerinin yetersizliği nedeniyle başarısız olmuştur. Bu noktada, 1912'de başlatılan bilimsel araştırmalar, Güney Amerika'dan getirilen Cactoblastis cactorum adlı güve türünün, kaktüslerin iç dokusunu yiyerek onları kurutmaya yönelik bir çözüm sunmasıyla umut ışığı yakmıştır. Bu biyolojik müdahale, 1932'ye kadar devam etmiş ve kaktüs popülasyonunu büyük ölçüde azaltarak yaklaşık 7 milyon hektar arazinin yeniden tarıma kazandırılmasını sağlamıştır.
Kaktüslerin kontrol altına alınmasının ardından, bölge halkı bu başarıyı kutlamak amacıyla Queensland'deki Boonarga kasabasında