Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Selanik Uluslararası Fuarı'ndaki açıklamaları, Ege'deki güvenlik dengesini yeniden çerçevelendiği bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. ‘Barışçıl ülkeyiz, kimseye tehdit değiliz ama savunmamıza karışılmasın’ sözleri, aslında bir stratejik hesaplaşmanın ilk adımıydı. Atina'nın uzun yıllardır uyguladığı ‘düşmanın düşmanı dostumdur’ formülü, bu kez bir savunma anlaşmasıyla harmanlanarak, karmaşık bir ittifak zemini oluşturuyor. Bu formül, kolay ve ucuz bir çözüm gibi görünse de, gerçekte düşmanın düşmanına yaslanmak, her zaman riskli bir stratejidir.

İsrail ile Yunanistan arasındaki 31 Ağustos'taki savunma anlaşması (Aşil Kalkanı), bu karmaşanın merkezinde yer alıyordu. 3 milyar avroya mal olan bu anlaşma, David's Sling, Barak MX, radar ve komuta sistemlerini kapsıyordu ve İsrail'in en büyük satışlarından biriydi. Ancak bu satışın, Gazze'nin faturasıyla Avrupa'da ve Yunanistan'da yaşanan ekonomik zorlukları gölgede geçirmesi, ittifakın içindeki gerilimleri daha da artırdı. Yunan bakanların ‘özgürlüğümüz buna bağlı’ gibi ifadeleri, ittifakın arkasındaki gerçek motivasyonları sorgulamaya davetti. Ankara'nın, ‘gereğini yapacağı’ ve yanlış yoldan dönülmesi halinde sonuçlarıyla karşılaşacağı uyarısı ise, bu karmaşık dengeyi daha da karmaşık hale getirdi.

Türkiye’nin savunma sanayiindeki gelişmeleri, Ege'deki bu dengeyi değiştirebilecek potansiyele sahipti. İHA, SİHA, elektronik harp, millî füze katmanları, gemi ve hava platformları gibi projeler, Atina'nın savunma sistemlerine yerleştirilerek, bir denge unsuru oluşturuyordu. Ancak, Atina'nın bu gerçekliği görmezden gelmesi ve İsrail'e olan bağımlılığı sürdürmesi, uzun vadede Türkiye için bir risk oluşturuyordu. Bu durum, İsrail'in Avrupa'ya açılan ihracat kapısı ve Türkiye'ye karşı bir ileri hat arayışı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyordu.

Bu durum, Ege'deki turizm akışıyla da yakından bağlantılıydı. Sakız, Midilli ve Sisam adalarına 260 bini aşkın Türk’ün gitmesi, Atina’nın komşuyu ‘tehdit’ olarak paketleyerek Tel Aviv’e sipariş vermesi paradoksal bir tablo oluşturuyordu. Sınırların karşılıklı güvenceye bağlanması, deniz yetki alanı tartışmalarının çözülmesi, enerji hatları ve araştırma alanlarının açılması, kriz masasına inme ve silah bütçesinin gevşetilmesi gibi adımlar, güvenlik enerjisini Ege’de daha verimli kullanılmasına ve ticarete, teknolojiye ve dışarıya doğru akmasına olanak tanıyacaktı. Ancak Atina, bu fırsatı görmezden gelerek, kısa vadeli oy politikalarıyla uzun vadeli ekonomik ve güvenlik hedeflerini baltalıyordu. Bu durum, hem ada ekonomilerini hem de savunma bağımsızlığını, komşu fırsatını birlikte aşındırıyordu.”}пкиз.com.tr Uygulamamızı İndirin