Ankara’nın 1 Eylül Salı günleri, 2026-2027 adli yıl açılışıyla hareketli geçiyor. TBMM’nin kalbinde, beşinci parti olan CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Yeni Parti’nin Genel Başkanı Özgür Özel’e uzattığı el, siyasi arenanın ilk teminatı gibiydi. Özel de, bu samimi harekete karşılık olarak Kılıçdaroğlu’nun elini sıktı. Bu basit eylem, gerginliğin ve beklentilerin yansıması olarak salonu dolduranların yüzünde tebessüm ve dikkat yaratmıştı. Siyasi arenanın bu ilk anı, bir araya gelmenin ve ortak zeminde buluşmanın mümkün olduğunu gösteriyordu.
Siyasetin özü, düşmanlık ve çatışmadan ziyade, toplumun refahı için ortak projeler geliştirmek ve fikirlerin yarışmasına izin vermektir. İki genel başkanın uygarca el sıkışması, bu gerçekliği yansıtıyordu. Ancak, bu sahne, öfkeli mahalle sakinleri, siyasi arenanın ateşli tribünleri ve gerilimi beslenen sanal ortamda farklı tepkilere yol açıyordu. Günümüzde, ‘trollük’ adı verilen bir meslek, klavyenin arkasından kolayca ve hızlı bir şekilde nefret söylemi ve saldırganlık yayarak sosyal medyayı yönetiyor. Bu durum, gerçek bir diyalog kurmak yerine, öfkeyi ve nefretin yayılmasına zemin hazırlıyor. Siyasette güç, halktan gelir ve halkın sorunları çözülürken, trollerin etkisi reddedilmelidir.
Siyasi söylemlerde, televizyon programları ve sosyal medya mesajları, mahallelerde yükselen seslerin yansıtılması biçiminde bir rol oynamaktadır. Bu etkileşimler, siyaseten hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen siyaseti etkilemek isteyenlerin araçlarıdır. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e sorulan “Kemal Kılıçdaroğlu’nun elini neden sıktın?” sorusu, toplumda var olan ve bazen de abartılı şekillerde ifade edilen beklentileri ve şüpheleri ortaya koymaktadır. Toplumun bir kesiminin, Özgür Özel’e böyle bir soru sormasına sevinmesi, siyasetin derinlemesine anlaşılmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Bu durum, siyasetçilerin, halkın beklentilerini ve önyargılarını doğru bir şekilde analiz etmelerini ve buna göre hareket etmelerini gerektiriyor.
Margaret Thatcher’ın Başbakanlık dönemindeki deneyimleri, siyasetçilere önemli dersler vermektedir. Thatcher, her sabah, danışmanları ile yaptığı toplantılarda, medya mensuplarının kendisine sorabileceği soruları ve buna vereceği cevapları önceden hazırlamış, böylece sürprizlere karşı hazırlıklı olmuştur. Bu yaklaşım, siyasetçilere, her türlü olası soruyu ve tepkiyi öngörerek, etkili bir şekilde yanıt vermelerini sağlayacaktır. Süleyman Demirel’in, öfkesini kontrol etme ve sakin kalma becerisi, siyasetçiler için bir model teşkil etmektedir. Demirel, “Ben de herkes gibi etten, kemikten, sinirden yaratılmışım… Benim de öfkelendiğim, sağ yumruğumu havaya kaldırdığım çok oldu… Ama sonra yumruğumu ceketimin sağ cebine soktum” diyerek, öfkenin kontrol altında tutulmasının önemini vurgulamıştır. Anadolu’nun derinliklerinden gelen bir dua, bizi bu karmaşadan uzaklaştırarak, kalbimizi sakinleştirmemizi ve zihnimizi dengede tutmamızı sağlar. Tanrı’ya sığınmak, hayatın zorluklarına karşı bir umut kaynağıdır.