Türkiye’nin siyasi arenasında, uzun yıllardır hüküm fermanında olan isimlerin kaderleri, beklenmedik dönüşümlere sahne oluyor. Ceza hukukçusu Prof. Dr. Hasan Sınar, son açıklamalarıyla bu karmaşık tabloya ışık tutuyor. Özellikle AK Parti’ye yönelik açılan soruşturmaların, iktidarın zayıflamasının bir sonucu olmadığını, aksine “post-Erdoğan” döneminde yeni güç dengelerinin oluştuğunu ve bu dengelerin içindeki rekabetin yansımaları olduğunu savunuyor.

Sınar’ın vurguladığı en önemli nokta, hukukun siyasi etkilerinin giderek arttığı yönünde. Mutlak butlan (tutuklama) süreçlerinin, hukukun normlarına uygun olarak değil, siyasi bir ajanda doğrultusunda işlendiği gerçeği, yargının bağımsızlığının sorgulanmasına neden oluyor. Muhalefete yönelik yargı baskıları ise, gelecekteki seküler bir iktidarın temellerinin atılma potansiyeline sahip. Bu durum, hukukun sadece adil bir arabulucu değil, aynı zamanda bir güç dengesi yaratma aracı olarak kullanıldığını gösteriyor.

Soruşturmaların sıklığı ve kapsamı, iktidar içindeki çatışmanın en belirgin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Birbirini avlamaya çalıştıkları, birinin diğerinin damgasını vurmaya çalıştığı bir ortamda, AK Parti’nin geleceği belirsizleşiyor. Bu rekabetin, operasyonlarla ve siyasi manevralarla şekillendiği, yargının da bu rekabetin bir aracı olarak kullanıldığı açıkça görülüyor. Yargı mercilerinin, dış etkilere karşı direnç göstermesi ve hukukun üstünlüğünü koruması, Türkiye’nin geleceği açısından hayati önem taşıyor.

Melih Gökçek gibi eski belediye başkanlarının, yıllar sonra soruşturma geçirip ifade vermesi, hukukun keyfiliğini ve adaletin gecikmesini gözler önüne seriyor. Bu durum, hukukun sadece bir araç olarak değil, aynı zamanda bir haklar savunucusu olarak da hareket etmesi gerektiği gerçeğini hatırlatıyor. Özellikle Gökçek örneği, hukukun keyfiliğinin ne kadar tehlikeli olabileceğini ve hukukun bağımsızlığının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.