Türkiye’nin hukuk camiasının ve insan hakları savunucularının dikkatini çeken bir gelişme Silivri Marmara Cezaevi Kampüsü’nde yaşanıyor. YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun gerçekleştirdiği son ziyaret, tutukluların yaşadığı acı gerçekleri gözler önüne serdi. Vekil Tanrıkulu, burada, yargılamaların ve yaşam koşullarının insan onuruna açık bir şekilde aykırı olduğunu vurgulayarak, acil bir uyarı yayınladı.
Tanrıkulu, kampüs içerisinde yaptığı açıklamada, duruşma süreçlerinin ve tutukluların cezaevine geri gönderilme yöntemlerinin kabul edilemez bir şekilde uzun ve zorlu olduğunu aktardı. Duruşmaların sabahın erken saatlerinde başlayıp gece geç saatlere kadar uzadığı, tutukluların ancak birkaç saat uyku alabileceği belirtildi. Bu durum, tutukluların fiziksel ve zihinsel sağlığı üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Ayrıca, mahkeme heyetinin avukatlara yönelik uyguladığı baskı ve tutuklulara yönelik keyfi uygulamalar da Tanrıkulu tarafından şiddetle eleştirildi.
Vekil Tanrıkulu, Silivri’deki nezarethanelerde yaşanan koşulları da gözden geçirdi. Kapı yüksekliği yarım metre gibi olan, havasız ve yetersiz koşullarda 40’tan fazla tutuklunun bekletildiği bir alt kata işaret ederek, bu durumun insan onuruna açık bir şekilde aykırı olduğunu savundu. Ayrıca, tutukluların temel insani ihtiyaçlarına yönelik keyfi engellemeler ve bu konuda verilen yetersiz cevaplar da eleştirilerin odağında yer aldı. Bu tür uygulamaların, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygısızlık teşkil ettiğini vurguladı.
Tanrıkulu, cezaevlerindeki diğer ihlalleri de sıralarken, ortopedik terliğe ihtiyaç duyan bir tutuklunun talebinin reddedilmesi, belirli gazetelerin ve televizyon kanallarının tutuklulara verilmemesi gibi keyfi uygulamaları örnek gösterdi. Ayrıca, tahliye kararlarının gecikmesi ve bu ağır koşulların kamuoyunda yeterince bilinmemesi konusuna da dikkat çekerek, bu tür uygulamaların devam etmesine karşı farkındalık yaratılması ve gerekli müdahalelerin yapılması gerektiğini belirtti. Vekil Tanrıkulu’nun Silivri’den gönderdiği bu güçlü mesaj, insan hakları ihlallerinin acilen sonlandırılması çağrısı olarak yankılandı.”}çıkartması ve duruşmanın ardından yeniden cezaevine götürülüyorlar. Böyle bir duruşma düzeni olamaz.
Mahkemede avukatlara 'Sus', sanıklara 'Sus', 'Otur', 'Bunu soramazsın', 'Bunu söyleyemezsin' deniliyor. Avukatlar hakkında suç duyuruları yapılıyor, tehditler savruluyor. Böyle bir yargılama düzeni olmaz. Sıkıyönetim mahkemelerinde, olağanüstü hal koşullarında, en ağır darbe dönemlerinde bile görülmemiş uygulamalar bugün burada yaşanıyor. “Cezaevlerinde de durum farklı değil. Örneğin ortopedik terliğe ihtiyacı olan bir tutukluya, 'Bunu sana veremeyiz. Gözlem kurulu kararı gerekiyor' deniliyor. Dokusu bozulmuş, ağır işkence ve kötü muamele görmüş, bu nedenle ortopedik terliğe ihtiyaç duyan bir insanın en temel insani ihtiyacı bile çeşitli gerekçelerle karşılanmıyor. Bir başka keyfi uygulama da gazeteler ve televizyonlarla ilgili. Kampüsteki bazı cezaevlerinde serbest olan yayınlar, diğer bazı cezaevlerinde tutuklulara verilmiyor. Halk TV verilmiyor. BirGün Gazetesi verilmiyor. Sözcü Gazetesi verilmiyor. Sözcü TV verilmiyor. Bunların hiçbirinin hukuki ve objektif bir açıklaması yok. Tamamen keyfi uygulamalar söz konusu. Bütün bunlar olurken insanlar tahliye edilmiyor. Bugün cezası kesinleşmiş olsa açık cezaevine çıkma hakkı bulunan insanlar dahi tahliye edilmiyor. Bu ağır koşullar herkes tarafından bilinmeli. Bilinmiyorsa biz anlatmaya devam edeceğiz. Anlatacağız, takip edeceğiz ve bunları kamuoyunun gündeminde tutacağız. Çünkü tarih bunları yazıyor. Hafızalar bunları kaydediyor. Bunlar silinmeyecek. Tarihte büyük zulümler yapanlar nasıl unutulmadıysa, bugün bu zulmün yaşanmasına neden olanlar da elbette unutulmayacak. Hepinize Silivri’den selam ve sevgiler.