ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait önemli bir platform olan USS Abraham Lincoln, 286 gün boyunca devam eden görevinden, belirgin hasarlar taşıyarak limana indi. Bu uzun süreli operasyon, modern donanma tarihinde benzersiz bir rekor oluştururken, geminin durumundaki yıpranma ve potansiyel riskler dikkatleri üzerine çekti. Görev boyunca gerçekleştirilen yoğun operasyonlar ve çevresel faktörlerin etkisiyle geminin gövdesinde ve uçuş güvertesinde ciddi paslanma ve hasarlar tespit edildi.

Geminin San Diego’daki ana limandan 21 Kasım 2025’te ayrılışının ardından, Orta Doğu’daki karmaşık kriz ortamında görev süresini uzatması, gemi ve mürettebatı için ek zorluklar yarattı. 264 gün boyunca herhangi bir liman ziyareti yapamayan Lincoln, bu süreçte 5 bin askeri personeliyle birlikte yaklaşık yedi ay boyunca bölgedeki hassas operasyonları yönetti. Bu süre zarfında, savaş uçakları tarafından 10 binden fazla sorti gerçekleştirildi ve yaklaşık 680 ton mühimmat kullanıldı. Bu durum, geminin operasyonel kapasitesini gösterirken, aynı zamanda uzun süreli deniz görevlerinin getirdiği zorlukları da gözler önüne serdi.

Gemiye ulaşan ilk değerlendirmeler, özellikle gövde ve üst yapılarında meydana gelen aşırı paslanmayı işaret etti. Geminin Komutanı Kaptan Dan Keeler, bu tür uzun görevlerde paslanmanın olağandışı bir durum olduğunu, ancak geminin dış görünümündeki bu hasarların giderilmesi için kapsamlı bir bakım sürecine ihtiyaç duyulacağını vurguladı. Eski bir ABD Donanması kaptanı Carl Schuster ise benzer görüşlere katılarak, 60 günden uzun süre denizde kalan gemilerde paslanmanın normal olduğunu, ancak Lincoln’deki durumu tamamen düzeltmek için yaklaşık 30 günlük yoğun bir bakım programının gerekli olacağını belirtti.

Bu durum, ABD Donanması’nın operasyonel stratejileri ve gemi bakımı süreçleri hakkında önemli soruları beraberinde getirdi. Uzun süreli görevlerin, gemi ve mürettebat üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri, donanmanın uzun vadeli sürdürülebilirliği ve gemi bakımı maliyetleri gibi konulara dikkat çekiyor. Lincoln’ün San Diego’ya dönüşü, bu konuların tartışılması ve gelecekteki operasyonel planlamalarda daha dikkatli bir yaklaşım sergilenmesi için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.