Türkiye ekonomisinde önemli bir değişim atmosferi hakimken, iktidar cephesinden gelen son karar, altyapı yatırımları konusundaki yaklaşımı yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. İstanbul Boğazı'nın iki önemli köprüsü ve geniş bir otoyol ağına yönelik özelleştirme kararı, beklentileri ve eleştirileri beraberinde getirdi. Bu hamlenin arkasındaki motivasyonlar ve potansiyel sonuçları, uzmanlar tarafından yakından takip ediliyor.

Ekonomik zorlukların ve hedeflere ulaşmada yaşanan gecikmelerin ardından, iktidar şimdi de altyapı projelerinde farklı bir strateji uygulamaya karar verdi. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü gibi kritik yapıların yanı sıra, İstanbul’un trafiğini rahatlatmayı amaçlayan pek çok otoyol ve çevreyolunun özelleştirilmesi için harekete geçirildi. Bu kararın, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacağı iddia ediliyor, ancak bu yaklaşımın uzun vadeli etkileri konusunda şüpheler dile getirilmekte.

Ekonomist E. Onur Çanakçı gibi uzmanlar, bu tür bir kararın mantıkla açıklanamayacağını savunuyor. Özellikle, Zafer Havalimanı gibi yüksek maliyetli projelerin zarar etmesi ve kamu zararına yol açması, bu özelleştirme kararını daha da tartışmalı hale getiriyor. Çanakçı, “Darphane gibi para basan iki tane boğaz köprüsünü özelleştirmek izaha muhtaç” diyerek, kamu malının özel sektöre devredilmesi konusundaki endişelerini dile getirdi. Bu durum, köprülerin gelecekteki kullanımının ve potansiyel risklerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Satışın 185 milyar liraya planlandığı iddiaları, bu tartışmayı daha da derinleştiriyor. Bu rakamın, ocak ayında ödenen 453 milyar liralık faizin 13 günlüğüne eşdeğer olduğu belirtiliyor. Bu tür bir gelir akışının özel sermayeye bırakılması, maliyetlerin artmasına ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasının önünde bir engel teşkil edebileceği vurgulanıyor. Bu nedenle, uzmanlar bu yanlıştan bir an önce dönülmesini ve kamu kaynaklarının daha şeffaf bir şekilde yönetilmesini talep ediyor.