Türkiye’nin altyapı projelerinde son dönemde yaşanan dönüşüm, dikkat çekici bir özelleştirme hamlesiyle şekilleniyor. Halkın köprü ve otoyollarının, geçmişte devlet tarafından inşa edilmiş ve ücretsiz hizmet veren yapılar olarak anılmasına karşılık, şimdi ise uluslararası yatırımcıların eline geçirme süreci, gelecekteki ekonomik ve ulaşım politikaları açısından önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. Bu süreç, özellikle kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağını ve şehirlerin ulaşım altyapısının nasıl yönetileceğini yeniden tartışmaya açıyor.
Bu yeni dönemde, Demirel ve Özal dönemine ait köprü ve otoyol projeleri, 30 yıllık bir süre boyunca özel şirketler tarafından işletilecek. Bu işletmelerin gelirleri, geçiş ücretlerinden elde edilecek ve bu gelirler, otoyolların bakımı, yenilenmesi ve iyileştirilmesi gibi amaçlarla kullanılacak. Ancak, bu özelleştirme sürecinin, iktidarın seçim dönemlerinde kaynak yaratma stratejisi olarak kullanılıp kullanılmayacağı da merak konusu. 2031 yılına kadar uzatılan işletme süreleri ve ihale bedellerinde yapılan düşüşler, bu tartışmayı daha da derinleştiriyor.
Özelleştirme kapsamına alınan yapılar arasında, Boğaziçi (15 Temmuz Şehitler) Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep, Toprakkale-İskenderun Otoyolları gibi önemli ulaşım arterleri yer alıyor. Ayrıca, Gaziantep, Bursa ve İzmir çevre otoyolları da bu kapsamda yer alarak, şehir içi trafiğe alternatif ve daha hızlı ulaşım imkanları sunmayı hedefliyor. Ancak, bu otoyolların ücretsiz olarak hizmet vermesi nedeniyle kent trafiğinin rahatlaması ve bu yolların paralı hale getirilmesi, özellikle Ankara ve İstanbul’daki trafik yoğunluğunun artmasına neden olabilir.
Bu süreçte, tarihi köprü ve otoyolların geçmişi de önemli bir rol oynuyor. 1970’de Süleyman Demirel tarafından atılan temelleriyle başlayan Boğaziçi Köprüsü, 1973’te hizmete girdi. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ise 1985’te temeli atılarak, 1988’de Turgut Özal tarafından açıldı. Avrupa ve Anadolu otoyollarının, Birleşmiş Milletler öncülüğünde başlayan projelerle şekillenmesi ve 1994’te trafiğe açılması, Türkiye’nin altyapı yatırımlarının tarihsel bir sürecini yansıtıyor. Bu özelleştirme hamlesi, bu tarihi projelerin geleceğini ve Türkiye’nin ulaşım altyapısının gelişimini etkileyecek önemli bir dönüm noktası olacak.