Yıllar önce, kağıt kokusuyla yoğrulmuş bir ofiste, Şükran’ın sesiyle hayat bulmuştu o zamanlar. Şimdi o sesin susmuş olduğu bir boşluk var. Şükran, canım sır kardeşim, ölüm haberini aldığımdan beri perişanım. İlk kez kendi varlığımın sonuna bakmak zorunda kaldım. Bu düşünce, içimde bir sızı, bir yara oluşturdu. O köhne çalışma binasında, daktiloların tık sesiyle, dedikodularla, haberlerin düzeltilmesiyle kurduğumuz o özel bağları, şimdi birer anı olarak kalmış. O anılar, beni Şükran’ın kaybıyla daha da derine çekiyor.

Şükran’ın çalışma odası, o zamanlar, bir çeşit buluşma noktasıydı. Genel yayın yönetmeni Oktay Kurtböke, üçüncü kattan inerek, börekleriyle bizi ziyaret ederdi. Boş bir masanın başında, sabahın köründe yaptığı o özel börekleri keserek, hepimizi adeta büyülürdü. Meral Tamer, Füsun Özbilgen gibi gazeteciler de aramıza katılarak, stajyerlik deneyimi yaşlardı. O dönemde, kadın çalışan sayısı az olsa da, Şükran’ın rehberliği ve desteğiyle, hepimiz gazetecilik dünyasına adım atarken, güçlenmiştik. Televizyon haberlerinde, Şükran’ın dekolteli elbisesi ve Cumhuriyet kartı, büyük bir yankı yaratmıştı. O haber, hepimizi şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.

Gazetecilik hayatımız, Şükran’ın sıcaklığı ve enerjisiyle daha da anlamlıydı. Kedilerimiz, o eski binanın saklanma yerleriydi. Farelerle mücadele ederken, onlar da bizimle birlikte yaşamış, binaya bir renk katmıştı. İlhan abi, kedilerden şikayet ederken, aslında o kedilerin bizim için ne kadar değerli olduğunu da ifade ediyordu. O kediler, sadece fareleri kovmakla kalmıyor, aynı zamanda çalışanların moralini de yükseltiyordu. Şükran, o kedilere mama vererek, onlarla oyunlar oynayarak, hayatın basit zevklerini bizimle paylaşıyordu.