Fatsa’da yankı bulan Dervişoğlu’nun konuşması, yerel meselelere odaklanarak başladı. Esnaf ziyaretleriyle başlayan temaslar, vatandaşlarla doğrudan etkileşimle devam etti. Dervişoğlu, Fatsa’nın kendine özgü sorunlarını dile getirirken, ‘memleket aşkı’ ve ‘millet aşkı’ temalarını vurgulayarak, toplumu harekete geçirme çabası gösterdi. İklimin sıcaklığına uygun, samimi bir dille konuşan Dervışoğlu, hem bölge halkıyla bağ kurdu hem de sorunlara çözüm arayışında olduğunu gösterdi.

Dervişoğlu, özellikle tarım sektöründeki sıkıntıları ve kota sorunlarını gündeme getirdi. Fındıkta taban fiyattan aşağı alımların ve kota sorununa dikkat çekerek, çözüm odaklı bir yaklaşım sergiledi. Cumhurbaşkanı’nın Fatsa çevre yolunun yapılmaması konusundaki sözünü eleştirirken, “Söz verdi mi? Yerine getirdi mi?” sorusunu salla ve bu durumun, halkın beklentileriyle örtüşmediğini vurguladı. Bu yaklaşım, sadece bir sorun saptama değil, aynı zamanda siyasi hesapların ve vaatlerin gerçekliğinin sorgulanması anlamına geliyordu.

Maden sahaları konusundaki tartışma ise daha da dikkat çekiciydi. Ordu ve Giresun’un büyük bir bölümünün maden sahası olarak ilan edilmesi, bir yandan ekonomik potansiyeli değerlendirme fırsatı sunarken, diğer yandan bölge halkının çevresel kaygılarını da beraberinde getiriyordu. Dervişoğlu, “Bu garabet bir tek bizim memleketimizde yaşanıyor” diyerek, durumu çarpıcı bir şekilde tanımlarken, madencilik faaliyetlerinin, ‘milli menfaat’ çerçevesinde ve halkın onaylayacağı bir şekilde yürütülmesi gerektiğini savundu. Bu yaklaşım, hem ekonomik hedeflere ulaşma çabasını hem de halkın sesini duyurma çabasını birleştiriyordu.

Dervişoğlu’nun konuşması, iktidar vaadiyle birlikte, daha geniş bir siyasi perspektife taşındı. AK Parti’ye oy verme nedenleri konusunda sorgulamayı reddetmesi, milli irade ilkesine vurgu yapması ve geçmişte farklı siyasi partilere oy vermiş seçmenleri kucaklaması, güçlü bir mesaj içeriyordu. ‘Milletin vicdanından çıkan ses provokatörlük olamaz’ sözü, sadece siyasi bir argüman değil, aynı zamanda halkın özgür iradesini ve farklı görüşleri ifade etme hakkını da vurguluyordu. Dervişoğlu, ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin ilelebet var olup olmayacağı’ meselesine odaklanarak, Türkiye’nin geleceğine dair umutlarını dile getirdi ve bu yolculukta hep birlikte mücadele etme çağrısında bulundu.