Türkiye'nin güvenlik stratejisi çerçevesinde, Yunanistan ile İsrail arasında imzalanan 3 milyar Euro değerli ‘Aşil Kalkanı’ hava savunma anlaşması, uzman çevrelerde dikkatli bir şekilde takip ediliyor. Emekli Tuğgeneral Ali Er, bu anlaşmanın, Türkiye’nin Rusya’dan edindiği S-400 sistemleri ile benzer bir tehdit oluşturabileceğine dair endişelerini dile getirerek, NATO’ya resmi bir itiraz çağrısında bulundu. Er’in vurguladığı temel nokta, NATO’nun hava savunma mimarisindeki değişimlerin ve bu değişimlerin Türkiye’nin güvenlik duruşunu nasıl etkileyeceğinin incelenmesi gerektiğidir.

Er, ‘Aşil Kalkanı’ anlaşmasının, NATO için de aynı risk ve tehdidi barındırdığını savunarak, Yunanistan’ın S-300 sistemlerini kullanabilmesinin ardındaki gerekçeyi ve 2010 Lizbon Zirvesi sonrası NATO’nun hava savunma stratejisindeki dönüşümü detaylı bir şekilde analiz etti. NATO’nun, Avrupa’ya ABD hava savunma sistemlerini yerleştirmek amacıyla hava savunma sistemlerinin birleşik bir ağa entegre etme kararı, radar sistemlerinin (örneğin Kürecik’teki radar) ve komuta kontrol sistemlerinin oluşturulmasıyla sonuçlanmıştı. Bu durum, NATO’nun hava sahasının tek bir savunma alanı olarak değerlendirilmesine ve Türkiye’nin S-400 alımının artık mümkün olmadığı bir senaryonun ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Er, ‘Aşil Kalkanı’ anlaşmasının, İsrail’in NATO üyesi olmaması ve Türkiye’ye karşı potansiyel bir risk oluşturması nedeniyle, Türkiye’nin bu anlaşmaya karşı NATO’nun ilgili kurullarında (Military Committee/Askeri Komite ve North Atlantic Council/Kuzey Atlantik Konseyi) resmi bir itirazda bulunması gerektiğini savundu. Özellikle, İsrail’in hava savunma sistemi kaynak kodlarının Türkiye’nin eline geçme riski, bu itirazın temelini oluşturuyor. Er, bu durumun NATO’nun güvenlik operasyonlarını olumsuz etkileyebileceğini ve Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarını koruma altına alabileceğini vurguladı.

<

Sonuç olarak, Emekli Tuğgeneral Ali Er’in ‘Aşil Kalkanı’ anlaşması hakkındaki değerlendirmesi, Türkiye’nin NATO ile olan ilişkilerinde izlemesi gereken stratejik yaklaşımı şekillendirme potansiyeli taşıyor. Anlaşmanın NATO’nun hava savunma mimarisine getirdiği değişiklikler ve potansiyel riskler, Türkiye’nin güvenlik duruşunu yeniden gözden geçirmesi ve NATO’ya itiraz etmesi gerektiği yönünde önemli bir sinyal olarak değerlendirilebilir.