Türkiye'nin siyasi arenasında uzun süredir tartışma konusu olan bir durum, 2007 yılından itibaren daha da belirgin hale gelmiştir: AKP iktidarının, Osmanlı İmparatorluğu'nun geleneksel yapısına yönelik bir özlemi. Bu durum, halk egemenliğine dayalı cumhuriyete karşıt bir tavır sergileyerek, Türkiye'nin demokratik ilkeleriyle çelişmektedir. Bu yaklaşımın, Türkiye'nin geleceği açısından ne anlama geldiğini anlamak için, bu özlemin kökenlerini ve sonuçlarını detaylı bir şekilde incelemek gerekmektedir.

AKP'nin bu stratejisi, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılması gibi modern yönetim anlayışına yönelik bir ihlal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağımsız yargının zayıflatılması, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, laiklik ilkesinin fiilen ortadan kaldırılması, Anayasa'nın temel maddelerine aykırı uygulamalar, Türkiye'nin demokratik kurumlarının çöküşüne katkıda bulunmaktadır. Bu durum, 2007 yılından itibaren yaşanan yüzlerce örnekle somutlaşmış, devam eden bir sorundur.

Bu neo-Osmanlıcı yaklaşım, sadece siyasi alanda değil, aynı zamanda zihinsel bir çerçeve oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun fetihçi zihniyeti, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleriyle tamamen çelişmektedir. İktidar, Türkiye Cumhuriyeti'ni bir nesne olarak görmekte, onu kendisiyle fethedilmek istenen bir varlık olarak kabul etmektedir. Bu süreçte, halkın egemenliği, milletin iradesi ve cumhuriyet gibi kavramlar, sadece birer söylem olarak kullanılmakta, gerçek bir güçlendirme sağlamamaktadır. Bu durum, iktidarın halkı manipüle etme ve kontrol etme potansiyelini artırmaktadır.

Türkiye'nin geleceği açısından en büyük tehlike, bu dogmatik yaklaşımın, toplumun ilerlemesini engellemesidir. Halkın, milleti ve cumhurun egemenliğine dayalı bir yönetim anlayışı, sorgulanabilir, eleştirilebilir ve sürekli gelişen bir yapıdır. Ancak, dogmaların sorgulanmadığı bir ortamda, devrimci bir değişim sağlanamaz. Bu durum, Türkiye'nin modernleşme sürecini olumsuz etkilemekte, aynı zamanda geçmişte yaşanan hataların tekrarlanmasına zemin hazırlamaktadır. John Locke, Jean-Jacques Rousseau gibi büyük filozofların ortaya koyduğu, halkın egemenliğine dayalı yönetim anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda da önemli bir rol oynamıştır. Bu nedenle, Türkiye'nin geleceği, bu temel ilkelere bağlı kalınarak, çağdaş değerlerle uyumlu bir şekilde inşa edilmelidir.