Türkiye ekonomisinin önemli oyuncularından Cengiz Holding, devletin kamuya ait varlıklarını özelleştirme stratejisiyle adeta ivme kazanıyor. Holdingin, yatırım ve üretim alanlarındaki stratejik hamleleri, özellikle Özel Endüstri Bölgesi (ÖEB) uygulaması sayesinde hız kazanıyor. Bu durum, holdingin faaliyet gösterdiği sektörlerdeki rekabet gücünü artırmasının yanı sıra, büyük ölçekli yatırımların önünü açıyor.
Son olarak, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile Cengiz Holding’e ait Eti Alüminyum AŞ’nin Seydişehir’deki 264.98 hektarlık arazi, Özel Endüstri Bölgesi statüsüne kavuştu. Bu önemli adım, holdingin Samsun ve Mardin’deki Eti Bakır tesislerinin ÖEB statüsüne alınmasıyla birlikte, ‘ayırt edici avantaj’ politikalarının kapsamını daha da genişletiyor. Bu sayede, bürokratik engellerin azaltılması, yatırım süreçlerinin hızlanması ve vergi teşviklerinin artırılması gibi konularda holding, önemli fırsatlara sahip oluyor.
Ancak bu gelişmeler, aynı zamanda kamuoyunda ‘ayırlık zinciri’ tartışmalarını da yeniden alevlendiyor. ÖEB statüsü, şirketlere hızlandırılmış izin süreçleri, basitleştirilmiş çevresel etki değerlendirme süreçleri ve genişletilmiş vergi destekleri gibi imkanlar sunarken, bu imkanların kamu yararına mı yoksa sadece belirli şirketlerin çıkarlarını mı desteklediği sorusu sıkça soruluyor. Özellikle, doğal kaynakların kullanımı ve çevresel hassasiyetler açısından bu durumun dikkatli bir şekilde yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Özellikle İzmir’in Ödemiş ve Beydağ ilçeleri arasında yer alan Eti Bakır AŞ’nin antimuan maden projesinde yaşanan gelişmeler, bu tartışmaları daha da derinleştiriyor. ÇED kararı ile kapasite artışı planlanan maden, bölge halkı tarafından ‘ölüm çukuru’ olarak adlandırılıyor. Yıllık 28 bin 800 ton olan antimuan cevheri üretim kapasitesinin 50 bin tona çıkarılması ve bu sayede 31.3 hektarlık alanın ek olarak kullanılması, hem çevresel kaygıları artırıyor hem de yerel topluluklarla ilgili hassasiyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu durum, Türkiye’nin ekonomik kalkınma stratejilerinin, sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk ilkeleriyle dengelenmesi gerektiğinin altını çiziyor.