İnsanlık, tarih boyunca çatışmaların ve yıkımların gölgesinde ilerlemiştir. ‘Dünya Barış Günü’ gibi anma etkinlikleri, bu acı gerçeği hatırlatırken, aynı zamanda daha iyi bir geleceğe dair umutları da beslemelidir. Ancak barış, sadece bir günün kutlamasıyla sınırlı kalmamalı, aksine tüm insanlık için sürekli bir çaba ve bilinçli bir yaklaşım gerektirir.
Savaşlar, her zaman küçük bir azınlığı, yani masum sivilleri hedef alır ve onların hayatlarını paramparça eder. Bu ‘kirli düzen’ içerisinde, insanlığın ilerlemesini engelleyen, toplumsal ve kültürel gelişmeyi durduran bir yıkım mevcuttur. Mustafa Kemal Atatürk’ün vurguladığı gibi, ‘Ulus yaşamı tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir!’ İnsanlık tarihinde, savaşlar sadece acı ve ıstırabın değil, aynı zamanda bilim, teknoloji ve toplumsal kültürlerin de gelişimini engellemiştir.
Günümüzde de benzer durumlar yaşanmaktadır. Silah ticareti ve maddi hırslar, insanları birbirine düşürürken, savaşlar sadece yıkıma neden olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerinden uzaklaşmasına da yol açar. Özellikle, insan yaşamının sınırlı olduğunu ve en önemli değerin insanca yaşama olanaklarını korumak olduğunu unutmamalıyız. İnsan, insanca bir yaşamın dışında, vahşi bir varlık haline geldiğinde insanlıktan çıkar. Bu nedenle, barışın sağlanması için öncelikle insan onurunu ve saygısını koruyan bir düzenin oluşturulması gerekmektedir.
Son dönemde yaşanan çatışmalar, bu durumun çarpıcı örneklerini sunmaktadır. ABD ve İsrail gibi ülkelerin, ‘vaat edilmiş topraklar’ gibi yanılsamalara kapılarak gerçekleştirdiği savaşlar, Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde büyük yıkıma neden olmuştur. Bu savaşlar, sadece insan hayatlarını almamış, aynı zamanda bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarı da bozmuştur. Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımı, iç barışın sağlanması ve emperyalist etkilerin bertaraf edilmesi yönünde olmalıdır. ‘Ben, önce insanım’ diyebilen her bireyin ortak hedefi, insanca ve barış içinde bir yaşam kurmaktır. Bu, eğitim, bilim, teknoloji ve ekonomik güç olarak caydırıcı bir güç olmak ve bu kirli düzene karşı bilinçli bir birlik içinde olmaktır.
Barışın sağlanması için en etkili yol, eğitim ve bilimle desteklenen, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ve ekonomik refahı artıran bir kalkınma modelinin benimsenmesidir. Ayrıca, farklı kültürleri ve inançları anlamak ve saygı göstermek, insanlığın geleceği için de büyük önem taşımaktadır. Türkiye, bu konuda örnek bir rol üstlenebilir ve ‘insanca ve hakça bir düzen’ içinde yaşamayı sağlamak için çalışmalıdır. Unutmayalım ki, barış, sadece bir hedef değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.”}h>p>