ABD Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi'nin detaylı incelemesi, Gizli Servis'in, Başkanlık koruma görevini üstlenirken, güvenlik stratejilerini güncelleme konusunda kronik bir gecikmeye maruz kaldığını ortaya koydu. 1991'den bu yana kullanılan, günümüzün karmaşık tehditlerine ve değişen operasyonel ihtiyaçlarına uygun olmayan protokoller, uzun yıllar boyunca kurumun etkinliğini ciddi şekilde etkiledi. Bu durum, özellikle yüksek riskli görevlerde ve hassas operasyonlarda güvenlik açıklarını artırmış durumda.
Raporda, Başkan Donald Trump'ın Türkiye'deki NATO zirvesinden dönüşüyle birlikte yaşanan güvenlik kaygıları, Gizli Servis'in güncel olmayan politikalarının acı bir şekilde gözlemlenmesini tetikledi. Kongre'nin başlattığı soruşturmalarda, kurumun, dron teknolojileri ve diğer gelişmiş tehditlere karşı yetersiz hazırlığı da gün yüzüne çıktı. Bu durum, ABD'nin en üst düzey yöneticilerini koruma konusundaki güvenilirliğini ciddi şekilde sarsmış ve uluslararası arenadaki itibarını zedeledi.
Kongre denetleme kurumu tarafından yapılan araştırmalar, Gizli Servis'in güvenlik olaylarından sonraki tepkilerini de eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirdi. Özellikle, Başkan Trump'a yönelik suikast girişimleri sırasında uygulanan stratejilerin, güncel protokoller çerçevesinde şekillenmediği ve operasyonel verimlilikten daha çok statükoyu koruma odaklı olduğu tespit edildi. Bu durum, hem koruma ekiplerinin yetkinliğini sorgulamasına hem de Air Force One'ın potansiyel tehditlere karşı hazırlık seviyesinin yeterli olmadığı konusunda tartışmalara yol açtı.
Rapor, Gizli Servis'in, güvenlik açıklarını kapatmak yerine, sadece olayların ardından politikaları güncellediğini ve bu güncellemelerin genellikle acil ihtiyaçlara değil, statükoyu sürdürme zorunluluğuna odaklandığını vurguluyor. Ayrıca, kurumun yeni prosedürlerin uygulanması konusundaki başarısızlığı ve karar verme süreçlerindeki eksik bilgiye sahip olmaması, güvenlik protokollerinin güncelliğini korumasında kritik bir rol oynadı. Bu bulgular, kurumun yeniden yapılandırılması ve gelecekteki güvenlik stratejilerinin geliştirilmesi için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.