Toplumun nabzını tutmak, bilgi akışını takip etmek... Ancak bazen bu takip, yüzeysel bir anlayışa dönüşür, gerçek anlamı aşındırır. Bir yandan dünyadaki ve ülkemizdeki olayları yakından izleyen, farkındalık yaratmaya çalışan bireylerin sayısı artmış olsa da, bu izlemenin sonucu olarak ortaya çıkan söylem, çoğu zaman yüze değer. Bilimsel sorgulama, eleştirel düşünce yerine, kolayca sindirilebilir, çoğunluğun kabul göreceği formüllerle ortaya çıkan bir ‘demokrasi anlayışı’ oluşmuş durumda.”
Bu yaklaşım, kimi zaman ironik, kimi zaman da rahatsız edici bir şekilde kendini gösterir. Örneğin, bir spor programında basketbolun “demokratleşme” katkısı tartışılırken, sunucunun yorumları, sosyal medyadaki tepkileriyle yarışır hale gelir. “Artislik yapma lan! Başlatma demokrasine!” gibi ifadeler, aslında derin bir soruna işaret ederken, dikkat dağıtıcı bir şekilde kullanılır. Ya da bir kanalın gündüz programlarında yaşananlar, kadınların şiddet mağduru olması nedeniyle yaşadığı travmatik deneyimleri, “velayet” ve “boşanma” gibi kavramlarla perdeleyerek, gerçek sorunun gölgesine itilir.
Akademisyenlerin, siyasetçilerin, gazetecilerin ve diğer figürlerin sürekli olarak “demokrasi” kavramını kullanması, çoğu zaman samimiyetten uzak, birer algı yaratma çabasıdır. Tartışmalar, “edebiyat yapma!”, “racon kesme!” gibi alaycı ifadelerle boğulur ve gerçek bir diyalog kurma imkanı ortadan kalkar. Bu tür söylemler, düşünceleri çarpıtmak, eleştirileri susturmak ve manipülasyon yapmak için kullanılır. Yıkılan bir binanın ardından “Tövbe tövbe!” diyen birinin, aslında sorumluluğunu reddettiği açıkça görülür.
Gerçek demokrasinin, sadece seçimlerin yapıldığı, tartışmaların yaşandığı bir süreçten çok daha fazlası olduğunu unutmamak gerekir. Hak arayışında olan, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, farklı görüşlere saygı duyan, adalete ulaşma mücadelesi veren bir toplum inşa etmek, uzun ve çaba gerektiren bir süreçtir. Ancak, çoğu zaman, “arabesk demokrasi” olarak adlandırılan, yüzeysel ve manipülatif bir yaklaşım, bu hedefe ulaşmayı engeller. Bu yaklaşımda, siyasetçiler, sanatçılar ve medya, halkı etkilemek için kullanıldığı gibi, kendi çıkarlarını da gözetir. Bu durum, toplumun gerçek ihtiyaçlarını görmezden gelmesine, yanlış yönlendirilmesine ve sonunda umutsuzluğa sürüklenmesine neden olabilir.
Sonuç olarak, demokrasinin anlamını doğru kavramak, eleştirel düşünceyi geliştirmek ve gerçek sorunlara çözüm bulmak için çaba göstermek, hepimizin sorumluluğundadır. Şüpheyi, sorgulamayı, tartışmayı ve dayanışmayı yaşam tarzımız haline getirmeliyiz. Aksi takdirde, ‘arabesk demokrasi’nin karanlık ve tehlikeli rüzgarları, bizi daha da derine sürükleyebilir.”}ட்பு