Medyanın toplumsal hayattaki rolü, bilgi akışını şekillendirme ve kamuoyunu bilinçlendirme açısından kritik öneme sahiptir. Ancak, bazı durumlarda medya, siyasi baskılar ve ideolojik eğilimler nedeniyle objektifliğini kaybedebilir. Türkiye'de, iktidarı destekleyen gazetecilerin karşılaştığı zorluklar, bu konuda dikkatli olunması gereken bir durumun göstergesidir.
Son dönemde, bazı medya kuruluşlarında yer alan haberler ve yorumlar, yargı süreçleriyle yakından bağlantılı bir şekilde şekillenmektedir. Özellikle, siyasi arenada önemli isimlere açılan davalar, medyada tartışmalı bir şekilde yer almaktadır. Bu durum, medyanın bağımsızlığını ve tarafsızlığını sorgulanabilir hale getirmektedir. Örneğin, bir gazetecinin, iktidar yanlısı bir tavır sergileyerek, bir siyasetçi hakkında yaptığı yorumlar, ciddi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.
Hürriyet’te Abdülkadir Selvi’nin İmamoğlu hakkında yazdığı makale, bu tür bir örnek teşkil etmektedir. Makalede, İmamoğlu’nun savunma hakkının engellendiği ve yargılamanın manipüle edildiği yönündeki iddialar, medyanın siyasi iktidarla olan ilişkisinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Savcının, somut maddi delillerle suçlamasını yapması gereken bir davada, sanığın savunma yapma hakkının olmaması, adil bir yargı sürecinin temel ilkesiyle çelişmektedir.
Özellikle, “iddianame gerektiği kadar ya da rekor seviyede uzun olabilir” şeklinde bir yaklaşım, hukukun üstünlüğünün zedelenmesine yol açabilir. Bir davada, sanığın savunma hakkını engellemek ve yargılama süresini uzatmak, adil bir sonuç elde edilmesini zorlaştırır. Devlet Bahçeli’den başlayarak hükümet erkanının ‘asrın davası’nda unutulan sözler ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in soru sorması, yargı süreçlerindeki belirsizlikleri ve tutarsızlıkları göstermektedir. Medyanın, bu tür olayları objektif bir şekilde değerlendirmesi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmesi büyük önem taşımaktadır.